Sekizinci Bölüm
Algı garip bir şeydir. Özellikle de şans söz konusu olduğunda. Uçak kazasından kurtulan biri şanslı kabul edilir. En başta o uçakta olduğu için şanslı mı sayılır? Yoksa şanssız mı? Sonu gelen bir uçakta oturmanın kötü şansı, hayatta kalmak gibi bir iyi şansı yok mu eder? İnsanların yalnızca bir kollarını kaybettikleri için şanslı sayılmalarını hiç anlamamışımdır.
Karım şanslıydı. İnsanlar böyle söyledi. Şuradan bir santim, buradan iki milim olsaydı her şey daha farklı olurdu. Onu toprağa verebilirdim, durmadan aldığım çiçekleri mezarına götürebilirdim. Birkaç santim. Saniye. Şans. Karıma iyi şanslar. Herkese iyi şanslar. Bunların hiçbir anlamı yoktu. Karım şanslı değildi. Hem de hiç. Araba ona çarptığında şanslı değildi; başı kaldırıma elli değil de kırk kilometre hızla çarptığı için şanslı değildi. Bacakları parçalandığında, kaburgaları kırıldığında şanslı değildi. Yaşadığı için şanslıydı, evet, ama şanslı değildi.
Paul Cleave nin yazdığı "Mezarcı" dan kısa bir bölüm.
























