26 Aralık 2013 Perşembe

Şanslı Olmak

Sekizinci Bölüm 

Algı garip bir şeydir. Özellikle de şans söz konusu olduğunda. Uçak kazasından kurtulan biri şanslı kabul edilir. En başta o uçakta olduğu için şanslı mı sayılır? Yoksa şanssız mı? Sonu gelen bir uçakta oturmanın kötü şansı, hayatta kalmak gibi bir iyi şansı yok mu eder? İnsanların yalnızca bir kollarını kaybettikleri için şanslı sayılmalarını hiç anlamamışımdır. 
  Karım şanslıydı. İnsanlar böyle söyledi. Şuradan bir santim, buradan iki milim olsaydı her şey daha farklı olurdu. Onu toprağa verebilirdim, durmadan aldığım çiçekleri mezarına götürebilirdim. Birkaç santim. Saniye. Şans. Karıma iyi şanslar. Herkese iyi şanslar. Bunların hiçbir anlamı yoktu. Karım şanslı değildi. Hem de hiç. Araba ona çarptığında şanslı değildi; başı kaldırıma elli değil de kırk kilometre hızla çarptığı için şanslı değildi. Bacakları parçalandığında, kaburgaları kırıldığında şanslı değildi. Yaşadığı için şanslıydı, evet, ama şanslı değildi.   


Paul Cleave nin yazdığı "Mezarcı" dan kısa bir bölüm.

13 Aralık 2013 Cuma

Sayım Elemanları 2

Uzun bir aradan sonra tekrardan bir şeyler yazabilmek için zorladım kendimi. Öncelikle D&R Türkiye sayımını bitirdik. Bir çok şehir bir çok insan gördük. Farklı farklı otellerde kaldık. Bir çok yer mekan keşfedip ve bir birinden güzel fotoğraflar çektik. İstanbul sayımı ne kadar işkence ise şehir dışındaki sayımlar bir o kadar eğlenceliydi. Oda arkadaşım Korhan'la beraber gittiğimiz her şehri çıkıp gezdik. Bizim kadarda gezende yoktu galiba.
Her şehrin kendine has güzellikleri ve kötülükleri vardı. Her şehirde ki tarihi mekanlar (Camiler, binalar, köprüler vb.) bir yerde sonra espri konusu oldu. Her gördüğümüz şeye "bak tarihi lunapark" "bak tarihi avm" demeye başladık. Arkadaşların yaptığı hata ise gittiğimiz her şehri İstanbul' la karşılaştırmalarıydı. Yanlış! O şehrin kapasitesi o, onla onu niye karşılaştırıyorsun. Her şehrin kendisine ait güzellikleri var. Her yer tarih, saklı cennet,. Çoğu yeri de güzelleştiren üniversitelerin olması.
Neyse eninde sonunda bitti ve otuz beş gün sonra İstanbul'a geri döndük. Kısa kaldığımız bazı şehirlerin tadı damağımda kaldı. Ve hiç denize giremedim. Gitmek isteyen varsa her sene ağustos ayı gibi sayımlar başlıyor. Ve evet değer.
D&R da devam etme kararı aldım. Yakında bir mağazasında çalışmaya başlayacağım. İşler yolunda gidiyor.

Kısa Film ise var bir şeyler...

Bazı şehirlerden bazı fotoğraflar

 ANKARA 


ESKİŞEHİR


                                                                     
                                                                   ADANA




ANTALYA
                                


                                                                      KONYA

BURSA





25 Ekim 2013 Cuma

Giriş Seviyesi Makinem

Bir şeyleri istemek yetmiyormuş, onun için çalışmak lazımmış! Hem fotoğraf çekerim hemde kısa film çekerim diye ne zamandır bir canon dslr istiyordum. Askerden sonra bende mevcut olan sony el kameram HD görüntü çekemediği için acilen lazımdı. Çünkü bende film çekmeye susamak diye bir şey var. Yinede sağ olsunlar arkadaşlarımdan aldığım kamera ile çekimlere devam ettim. Ama bana ait olan bir tane lazımdı. Sonunda bir işe girdim ve oradan aldığım parayla yine kendi kameramı kendim almış oldum. Belki ileri bir seviye için yeterli olmayacaktır ama önemli değil. Kısa filmde bir yere kadar.

Bunun dışında D&R de ki işim devam etmekte. Samsun ve Trabzon şehirlerindeki sayımımız bayramdan önceki hafta tamamladık. İkisi de çok güzel şehirlerdi. Hatta Samsun'da biraz daha kalabilirdim. Trabzon da bir çay bahçesinde ki adam ben fenerliyim diye pek sevmedi beni ama Sakarya'lıyım deyince vay toprağam benim dedi. Biz sizi seviyoruz da Aziz Yıldırım'ı sevmiyoruz dedi. Neyse haftaya artık Anadolu turuna başlayacağız. Makinemin de şansına işte. Bol bol fotoğraflar çekiyorum. Hatta bir kaçını paylaşayım.


 Samsun





Trabzon








Ve dönüş


17 Eylül 2013 Salı

EkşiFest 2013

Planlamada öncelik fotoğraf makinesi almak olsa da biraz eğlenmek için para harcaya bilirdim. İnternette Ekşi Sözlük festivali olduğunu gördüm. Gelen müzisyenleri de görünce dedim buna gidilir. Hemde tam izin günüme denk geliyordu. Aldık biletleri gittik arkadaşla. Can gox la başlayan coşku gece boyu artarak devam etti. Geceye doğru soğuyan hava müziklerle ısındı. Geri dönüşü de düşününce Athena' yı göremeden ayrıldık. Burada birde Bungee Jumping olayı vardı ki maalesef içimde kaldı. Atlamanın ucundan döndüm. 120 liraydı ve benim almam gereken bir makine vardı, atlayamazdım. Uzun bir düşünmeden sonra başım eğik ayrıldım oradan.

Son bir sözde Barış Manço' dan. "İnsan ölünce değil, unutulunca ölür"      






























Çok video var ama sesler kötü maalesef