"İyi bir öykün ve onu anlatacak bir kimsen oldukça işin henüz bitmemiştir" - Legendary of 1900
31 Temmuz 2013 Çarşamba
25 Temmuz 2013 Perşembe
Fenerbahçe - PSV Eindhoven Hazırlık Maçı
Dün yıllar sonra Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadına gittim(En son yüzüncü yıl kutlamalarında gitmiştim) Çok özlemişim o coşkuyu, heyecanı... yenildik ama önemli değil, hazırlık maçları bu yüzden var. PSV Eindhoven tebrik ederiz. Onun dışında taraftarın taksim sloganlarını duyunca da yüzümde gülümseme oldu. Eğer slogan atmak yasaklanmazsa! Bu sezon her takım taraftarı her maçta bir kere böyle sloganlar atacaktır.
2 Temmuz 2013 Salı
O Biçim Fantastik!
2009 yılında çekmek istediğim fantastik filmin, geçmişi yazdığım bir hikayeydi bu. Tabii ki çekemedik. Öyle duruyordu çekemediğim projeler arasında. Bari biraz daha genişletip, hikayeleştirip sizlere sunayım dedim. Bir şey beklediğimden değil yani. Çünkü siz daha okumadan bu ne os*rukran bir hikâyeymiş dediğinizi duyuyorum. Toplamı sekiz sayfa bölmedim o yüzden bir çırpıda okuyun. Okurken arkada şu çalsın havaya sokar bari.
İla-Nik: Birinci Hükümdar
Mandar: İkinci Hükümdar
Tarus: Üçüncü Hükümdar
Mandar: İkinci Hükümdar
Tarus: Üçüncü Hükümdar
Mandar' ın oğlu Karudi: Dördüncü Hükümdar
Zaruk: Beşinci Hükümdar
HÜKÜMDARLIK
DESTANI
Her şey savaşla başladı.
Bu
adada İnsanlar, Santizanlar, Yaratıklar, Beyaz Devler, ve daha bir sürü ırk, hepside
‘Hüküm’ sürebilmek için birbirleri ile savaştılar. Savaşın nasıl ve neden
başladığını hatırlayan yoktu. Sanki onlar bu büyük adaya aynı anda indiler ve
savaşmaya başladılar. Ama söylentilere göre aslında ilk insanlar vardı. Adanın
ilk hükümdarı İnsanların olduğu söylenir. Ama bunu destekleyen ne bir tarihçiye
nede bir belgeye rastlanmamıştır. İlk savaş seksen yedi yıl sürdü. Bu savaş yıllar sonra “Uzun Savaş” olarak geçecekti tarihte. Ateşkesler yapıldı. Bu
ateşkesler sayesinde iki yıl kan akmadı. Bazı ırklar savaştan kaçtı. Yaratıklar
bölündü. Sessizlik sürerken, İnsanlar Beyaz Devlerle anlaşma sağladı. Ateşkes
daha bozulmadan savaşçı Santizan’ lara saldırdılar. Bu beklenmedik hamle
sonrası Santizanlar şaşırmıştı ama onlar çok güçlüydüler ve bu hain saldırıyı geri
püskürttüler. Bu savaş sırasında Devlerin kralı öldürülünce Devler İnsanlarla
anlaşmayı bozup geri döndüler. Partizan bunun üzerine İnsanların üzerine tüm
gücüyle saldırdı ve onları yok etti. Savaştan kaçan insanlar ortalıktan
kayboldu. Ve bu zaferi duyan diğer ırklar Partizan’dan çekinmeye başladı. Böyle olunca, bu rastalı
soluk suratlı Partizanlar tarihin ilk Hükümdarı olmuş oldular.
Partizanlar lideri ise “İla-Nik” ti. Partizanlar kendilerine karşı gelen ırklarla savaşmaya
devam etti. Bu yüzden bazı ırklar yok olup gitti. Bazıları ise onların
kudretini kabul etti. Ama gücü elinde bulunduran İla-Nik’ in gözünü kan
bürümüştü. Adeta kendisini Tanrı olarak görüyordu. Her tarafı yakıp yok etti. Topraklarını
genişletti. Gaddardı, kan istiyordu. Yıllarca
savaştı. Artık diğer ırklar Santizanlar’ dan iyice nefret etmeye başlamıştı.
Hatta bu bazı ırklar arasında ittifaka neden oldu. Ve bir gün İla-Nik’ in ordusu savaştayken
kendisini bulunduğu kampa çok sayıda “Karatüh
” adı verilen kurt görünümlü yaratıklar saldırdı. Karatühler o gün orada
İla-Nik’ in kafasını kopardı. Ve
doksanlı yaşlarında İla-Nik hükmü son bulmuş oldu.
Santizan’ ların hemen yeni lider seçmeleri gerekiyordu çünkü fırsattan istifade diğer ırklar Santizan’ ları yıkmak için saldırabilirlerdi. Ve ikinci hükümdar atmış bir yaşında ki Mandar oldu. Tam bir lider ve otoriterdi. Özel güçlere sahipti Mandar. Bu Santizan ırkında nadiren görünen eğitilmesi gerekilen bir şeydi. Mandar bunun üzerine özel savaşçılar yetiştirmeye başladı. Özel yetenekleri olan kişiler tespit edilip ve eğitilerek daha da güçlendirilecekti. Ve bunlar ‘Hükümdar Savaşçıları’ olarak kabul edildi. Bunların dışında ordusunun da eğitimini değiştirdi. Emir komuta zincirini sağlamlaştırdı. Ve ilk işleri Kara Tüh’ leri bulup yok etmek oldu. Mandar, adayı şekillendirmeye başladı. Savaşlar yavaş yavaş son buluyordu. Ve bir gün kendi yasalarını halkına sundu.
Santizan’ ların hemen yeni lider seçmeleri gerekiyordu çünkü fırsattan istifade diğer ırklar Santizan’ ları yıkmak için saldırabilirlerdi. Ve ikinci hükümdar atmış bir yaşında ki Mandar oldu. Tam bir lider ve otoriterdi. Özel güçlere sahipti Mandar. Bu Santizan ırkında nadiren görünen eğitilmesi gerekilen bir şeydi. Mandar bunun üzerine özel savaşçılar yetiştirmeye başladı. Özel yetenekleri olan kişiler tespit edilip ve eğitilerek daha da güçlendirilecekti. Ve bunlar ‘Hükümdar Savaşçıları’ olarak kabul edildi. Bunların dışında ordusunun da eğitimini değiştirdi. Emir komuta zincirini sağlamlaştırdı. Ve ilk işleri Kara Tüh’ leri bulup yok etmek oldu. Mandar, adayı şekillendirmeye başladı. Savaşlar yavaş yavaş son buluyordu. Ve bir gün kendi yasalarını halkına sundu.
Diğer ırklardan ‘Nuyonlar’ adanın en narin, en barışçıl canlıları oldukları için savaştan
uzak bir yerde perilerle beraber yaşamaya başladılar. “Zalles” ler tek tük her yerdeydiler yine. Santizanlar neredeyse korku
salıp savaşları bir bakıma önlemişti. Santizanların saldırısından sonra
toparlanamayan İnsan ırkı, sürgün hayatı yaşıyorlardı. Hiçbir ırk kabul
etmiyordu onları. Kendi içlerinde bir kamp kurup yaşamaya başladılar. Mandar
büyüklüğünü ırklara göstermek için düzenli geziler yapmaya başladı. Her şey iyi
giderken birde oğlu oldu. Oğluna Karudi
ismini verdi. Karudi’ nin savaşla pek arası yoktu. Eğitimlerini hep aksatırdı.
Yirmili yaşlarında bir gün babası ve askerleri ile gezerken insanların
kamplarına uğradılar. Karudi burada bir kız görüp çok beğendi. Mandar’ ın
yasalarına göre başka bir ırkla evlenmek yasaktı. Ama buna rağmen babasına onu
istediğini söyledi. Mandar bu söze çok kızmıştı ve herkesin ortasında oğluna
çok sert bir tokat attı. Eve döndüklerinde Karudi babasına bir yandan kızıyor
diğer yandan da kızı düşünüyordu. Yıllar geçti Mandar yüz iki yaşında hastalığa
yakalanıp öldü. Yasalarına göre ölünce yerine oğlu geçmesi gerekiyordu ama ölmeden
önce Karudi’ nin daha toy olduğu için yerine bir savaşçısı geçmesini istedi. Ve
başa özel olarak yetiştirdiği savaşçıların en iyisi ‘Tarus’ geçti. Ve Tarus 3.
Hükümdar olmuş oldu.
Karudi ise babasının ölümüne seviniyordu. Çünkü
insanlardan sevdiği kız ile birlikte olabilecekti. Cenazeden bir hafta sonra o
kız ile gizlice evlendi. Bir kız bir erkek çocukları oldu. Kız çocuğunu
insanların köyüne yolladı. Erkek çocuğu kendi aralarında gizlice yetiştirdi.
Birkaç yıl sonra Tarus’ un adamları Karudi’ nin bir insanla evlendiğini hatta
çocuğu olduğunu öğrendi. Tarus büyük bir öfkeyle Karudi’ nin odasına girdi.
Karudi Tarus’ un baskısına dayanamayıp her şeyi itiraf etti. Tarus ise çocuğunu
ve eşini öldürmesini gerektiğini söyledi. Karudi çok sinirlendi o anda onu
öldürmek istedi ama Tarus’ a gücü yetmeyeceğini biliyordu yinede ona hançeri
ile saldırdı. Tarus kolay bir hamleyle bıçağı elinden aldı ve ona dediğini
yapmazsa kendisinin gerekeni yapacağını söyledi ve odadan çıktı. Karudi
düşünmeye başladı. Eşini seviyordu onu öldüremezdi. Tarus’ tan kurtulması
gerekiyordu. Günler sonra Karudi Tarus’ u yemeğine zehir koydurup onu öldürdü.
Bütün halk, askerler inanamadı bu duruma. Ve yasa gereği Karudi 4. Hükümdar oldu.
Tarus’ un Hükümdarlığı dört yıl sürebildi. Karudi
Hükümdar olunca, bir ailede ilk kez iki Hükümdar olmuş oldu. Karudi annesine
bir insanla evlendiğini söyledi. Annesi böyle bir şey olamaz diye karşı çıktı.
Birkaç gün sonra bir gece annesiyle bu olay yüzünden çok kötü tartıştılar. Ve o
gecenin sabahında annesi hayatta değildi. Karudi’ nin annesi ölmüştü. Ve Biranda
Hükümdarlığa gelen Karudi, halkın tepkisine yol açtı. Ölümlerden onun sorumlu
olduğunu onu Hükümdarlığa yakışmadığını ve babasından(Mandar) zayıf olduğunu
söylediler. Bu söylentiler tüm adaya yayıldı. Ve daha önce hiç savaş görmeyen “Hükümdar
Karudi” tekrar savaş çağını başlatmış oldu. Çünkü Hükümdarın zayıf olduğu
duyulmuştu. Bu diğer ırkların iştahını kabartıyordu. Hükümdarlık kendilerine
geçebilirdi. Yıllar sonra ilk teşebbüs yapıldı. Görünüşleri kaplanı andıran
güçlü “Bulaq” ırkı ile sürüngen
Zallesler ittifak halinde Karudi’ nin askerlerine meydan okudu. Bu savaşta
Karudi otuzlarındaydı. Savaş bitiminde
kendisi elli çocuğu yetişkin çağına gelmişti. Bulaq ırkı sayılarının
azalmasıyla geri çekildi. Santizanların ise Hükümdarlıklarını ellerinde
tuttular ama kayıp çoktu dört bine yakın askeri ölmüştü. En çok suçlanan isim
ise yanlış savaş stratejileri yapan Karudi oldu. Başa geçen en genç ama en kötü
Hükümdar olarak bilinmeye başlandı. Karudi’ nin yarı Santizan yarı İnsan olan
oğlunun adı Sabran’ dı. Sabram savaşla yatıp savaşla kalkıyordu. Hükümdar
Savaşçılarının lideri olan Zaruk Sabran’ a savaşçı olmayı öğretiyordu. Sabran iyi
bir öğrenciydi. Ama zayıf noktası, yarı insan olmasıydı. Bu onu tam olarak
güçlü kılamıyordu. Yirmi altı yaşına geldiğinde savaş stratejisi üretmeye başladı.
Savaş sadece saldırmak değildi. Düşmanın zayıf noktalarını öğrenip ona göre
planlı programlı saldırmak ve en az zararla işi bitirmekti. Sabran’ ın yanında
kalıp askerlerin yaşantılarını psikolojilerinin nasıl olduğunu anlamaya
çalıştı.
Zaruk, Hükümdarı Karudi’ ye Sabran’ın çok iyi
bir asker olabileceğini söylüyordu. Ama bu onun umrunda değildi. Oğluyla ve
eşiyle ilgisi azalmıştı Karudi’ nin. Sabran savaş eğitimlerini aldırmayı
sürdürdü. Bu arada süren savaşlar güçlü Sanzitan kalesi geçilemeyince düşmanları
yılıyordu. Bir yıl Zaruk ve Sabran beraber takıldılar. Zaruk adeta Sabran’a
babalık yapıyordu. İleride neler yapabilecekleri kafasında planlamaya
başlamıştı Sabran. Zaruk bir gün Sabran ile dolaşırken annesini gördü. Zaruk
annesini de çağırıp gezmeye devam ettiler. Bunları gezerken gören bir asker gördüklerini
gidip Karudi’ ye anlattı. Karudi üçünün birlikte olmasına çok sinirlendi. Akşam
olunca eve dönen eşine ‘Bugün neredeydin’
diye sordu. Eşi ise ‘Sensiz bir günün ne
kadar güzel olduğunu görmeye gittim’
diye sert bir cevap verdi. Bitkin haldeki Karudi öfkeyle yerinden kalkıp
eşine doğru yürüdü ve ona vurmaya başladı. Karudi eşine hakaretler savuruyordu.
Yorulana kadar dövdü eşini. Bu olay farklı söylentiler şeklinde halka kadar
ulaştı. Halk Karudi’ den nefret etmeye devam etti. Karudi ise çılgına döndü.
Yıllarca sevdiği eşini astırdı. Akli dengesini kaybetmişti artık. Annesini
öldürdüğü gün geldi aklına. Bu olay üzerine Sabran babasıyla tartıştı. Ve Zaruk' un yanına gitti. Karudi ise tüm bunların sorumlusunu Zaruk'un olduğunu
düşündü ve ölüm emrini verdi. Ve ayrı yeten elli kişilik bir asker ordusu
kurdurdu. Onlara “İnsan”lara saldırıp, genç ve güzel kızlarını kendisine
getirmelerini emrini verdi. Hepsiyle ilişkiye girdi. İlişkiye girdiklerinin
arasında yıllar önce köye yollattığı kızı da vardı. Bundan ne Karudi’ nin nede
kızın haberi oldu. Sonra ilişkiye girdikleri kızları açtırdığı bir çukura attırıp
açlıktan ölmelerini izlemeye başladı. Psikolojisi iyice bozulan Karudi hiçbir
şeyi umursamıyordu. Sabran ve Zaruk ölüm ilanlarının çıktığını duyunca
topraklarından ayrıldılar. Bir mağarada sığındılar. Günlerce durumlarına bir
çözüm bulmaya çalıştılar. Sabran babasını öldürmeyi düşündü ama onu öldürürse
yasayı çiğnemiş olacaktı. Ertesi gün Zaruk Sabran’ a “Ben bir Hükümdar Savaşçısıyım, o yüzden Hükümdarın ailesine bağlıyım ve
aileden kimseyi öldüremem bu ölümcül bir suç. Sende babanı Hükümdarken
öldürmezsin çünkü Mandar’ın yasasına göre babadan oğla geçen Hükümdarlıkta,
oğul babayı öldürürse, Hükümdar olamaz. Böyle bir durumda Savaşçıların başı
yani ben, Hükümdar olurum. Ayrıca babayı öldüren oğul öldürülür ama diyeceğim o
ki sen istersen babanı öldürebilirsin” dedi Zaruk. Hükümdar olmak gibi bir
niyetinin olmadığını eğer onun hükümdar olursa yanında saygıyla yer
alabileceğini söyledi. Sabran şaşırmıştı ve kabul etti. Başka şansının olmadığını
biliyordu. Babasını öldürecekti. Ama Karudi’ nin sadık ‘Hükümdar Savaşçıları’
Sabran’ a izin vermeyeceklerdi. O yüzden Zaruk Santizan topraklarına geri dönüp
savaşçılarla gizli bir görüşme yaptı. Karudi kimse tarafından sevilmiyordu, bu
konuda hepsi hemfikirdi. Uzun konuşmalar ve hesaplar doğrultusunda bir sonuca
varıldı. Karudi gidip Sabran’ a anlaşmayı şöyle anlattı “baban ile sana olası
kavganızda kimse karışmayacak” yani baba
oğul arasında hayatta kalan Hükümdardır dediler. Sabran kendi işini kendi
halledecekti. Ertesi sabah yola çıkmak için hazırlandılar. Tam bu sırada Zaruk
Sabran’ a ‘Eğer olurda ölürsem oğlumu bir
hükümdar savaşçısı olmasını sağla” dedi. Sabran kabul etti ve yola
koyuldular. Sabran ve Zaruk atlarıyla hızlı bir şekilde topraklarına geri döndü.
Sabran dörtnala saraya girdi. Babası Karudi tahtta bitkin bir şekilde
oturuyordu. Sabran kılıcını çıkarttı ve yanına doğru ilerlemeye devam etti tam
bu sırada sütunların arasından biranda on beş
Hükümdar Savaşçısı ortaya çıktı. Zaruk Sabran’ ın arkasında kaldı. Hepsi
kılıçlarını Sabran’ a doğrulttu. Sabran şaşırmıştı. Karudi oğluna bakarak ‘Salak! Beni öldürebileceğini mi sandın’
dedi Sabran şaşırmıştı. Zaruk savaşçılarına “Öldürün!” dedi. Savaşçılar kılıçlarını birden indirdi. Sabran bunu
karşısında gülümsedi. Tam babasına doğru bir adım atacaktı ki sırtına bir kılıç
saplandı! Bunu yapan Zaruk’ tu. Arkadan yaklaşarak kulağına “Merak etme hayallerimizi ben gerçekleştireceğim”
dedi ve kılıcı çıkarttı. Sabran ileri birkaç adım attı konuşamıyordu. En
güvendiği kişi tarafından ihanete uğramıştı. Dizlerinin üzerine düştü ve yere
kapaklandı. Karudi’ nin kılı bile kımıldamamıştı. “Aferin” dedi Zaruk’a. “Onu
zayıf yapan hep yarı insan olmasıydı” Ama Zaruk’ un cevabı sertti “Peki sizi zayıf yapan neydi efendim! Korkak
olmanız mı?!” dedi. Karudi şaşırmıştı bu cevaba ve hemen sonrasında odadaki
savaşçılar Karudi’ yi kılıçtan geçirdiler. Zaruk’ un içi nefret ve üzüntüyle doluydu.
Çünkü anlaşma buydu. Bunu Sabran’ a söyleyemezdi. Yarı insan olması güvenlerini
kaybettiriyordu Sabran’ a karşı o yüzden onunda ölmesi gerekti.
Böylece Karudi atmış bir yaşında Hükümdar
Savaşçıları tarafından öldürüldü. Halk büyük bir sevinçle karşıladı bu ölümü. Ama
halka bunu oğlunun yaptığını söyledi ve yasa gereği Hükümdar babasını öldüren
oğul, öldürüldü. Herkese Sabran’ ın ülkesi için kendisini feda ettiği sandı.
Nihayetinde Zaruk 5. Hükümdar olmuş oldu.
Karısıyla ve oğluyla saraya çıktı. Akıllı ve
doğru adımlar atmaya başladı. Sabran ile bir hayalleri vardı. Onları yavaş
yavaş hayata geçirdi. Yönetim şeklini değiştiriyordu. Adanın bugüne kadar görüp
görebileceği en kalabalık ve en güçlü ordusunu kurdu. Özel güçlere sahip olan Hükümdar
Savaşçıların sayısı yetmişe yükseldi. Karudi’ nin ilgilenmediği ordusu
yenilendi. Tam donanımlı iyi yetişmiş bir ordu kuruldu. Başlarına ‘Tesass’
adında bir General getirdi. Karudi’ye karşı yapılan savaş Zaruk’ un gelmesiyle
son buldu. Bu sefer Santizanlar adadaki diğer ırklara karşı büyük savaşı başlatmış
oldu. Aslında bu savaş değil medeniyetin ilk adımlarıydı. Çünkü Zaruk’ un bir
planı vardı. Barış. Büyük ordusuyla adaya yayıldı. Şartlarını dile getirdi.
Kimseyi öldürmek zorunda olmadığını sınırlar doğrultusunda herkesin bir arada
yaşayabileceğini söyledi. Adayı dört şehre bölecek. Dördüne de başkanlar adayıp
şehirleri onlar yönetecekti. Irklar SS lere kazançlarının %30 unu verecekti. Bu
altındı. Bir şey almak için birisini ölmesi gerekmiyordu. Ticaret olacaktı
artık. Hükümdarın işçileri altın kazıyorlardı. Ve her anlamda Altın Çağı başlamış oldu. Ama Santizan’
a güvenmeyen onların himayesinde kalmak istemeyenlerde oldu. Savaşlar yapıldı. Adanın
ortasında bir yere dışlanan İnsanlar ve bazı Santizan ları sevmeyen ırklar
bulundu. Çok az ırk karşı çıktı bu uygulamaya. Ama uzak köylerde yaşayan isyancılar
türemeye başladı. Bunların sayısı dört bini buldu. Ve Sartizan’ a meydan
okudular. Zaruk düşmanını hafife alacak olacak ki yedi bin kişilik ordu
yolladı. Ve savaşı kaybetti. İsyancıları çözememişti. Yeniden bir birlik
yolladı ama isyancıları bulamadılar. Zaruk planlarını gerçekleştirmeye başladı,
adanın kuzeyinde kalan yere Bayta
ismini verdi. İsyancılar orada oldukları için orası suç bölgesi olarak kabul
edildi. Oranın kuzey batısında büyük sisli orman vardı. Oraya giren geri
gelemediği için kimse ormanın diğer ucunda ne olduğunu bilmiyordu. Adanın
batısında kalan bölgeye Doma ismini
verdi. Burası da Pazar bölgesi olarak anıldı. Burada her şey satılabilirdi. Hemen
yan taraflarının deniz olmasına rağmen sadece balık avlayabiliyorlardı. Denizin
öteki tarafını merak ediyorlardı fakat açılamıyorlardı. Çünkü büyük deniz
canavarı İsmah onları korkutuyordu. Adanın
güneyinde kalan yeşilin ve güzel bir ormanın olduğu bölgeye de Lasitii adını verdi. Burası
çoğunluğunun Nuyon’ ların yaşadığı bir şehir oldu. Adanın en huzurlu yeri ilan
edildi. Ama en solunda ki yer çok tehlikeli bir ateş deniziydi. Ateşin nereden
geldiğini kimse çözemedi. Adanın güneyinde kalan bölgeye Cahha adını koydu. Bu bölgede kendisi yaşıyordu. Sarayını
güzelleştirdi. Halkı rahatlattı. Artık ırklar etrafta daha rahat
dolaşıyorlardı. Kimse birbirini görünce korkmuyordu. Zaruk ada için bir
kurtarıcı oldu. Karudi’ nin yaptıklarını çabuk unutturdu. Ama Zaruk bu düzeni
oturtmak için çok uzun zaman çalıştı. Yetmiş altı yaşına geldi. Bir devrim
yaratmıştı adeta. Otuz iki yıl süren bir devrim. Kimse böyle bir şey hayal
edemezken o asla kolay kolay yıkılamayacak bir ordu,ırklar arasında barış,
halka ticaret imkanı verdi. Zaruk bu çalışmalar sırasında oğlu ‘Gri’ Hükümdar Savaşçıları arasına
girdi. Seksen yaşından artık rahat bir
Hükümdarlık sürdürüyordu. Ama kafasında hala onun için soru işaretleri vardı.
Sisli ormanın diğer tarafında ne vardı, İsyancılar tekrar savaşı başlatabilir
miydiler. Günler geçti bir gün askerlerine İsmah deniz canavarını öldürmelerin
emrini verdi. Ama nafile askerlerin gücü ona yetmedi. Bu sefer savaşçılarıyla
beraber gitmeye karar verdi. Ama Tessas Zaruk’ a kıyıda beklemesini için ısrar
etti. Ona bir şey olmasını istemiyorlardı. Zaruk karada kaldı. Atmış Hükümdar Savaşçısı İsmah’ ı alt
edebilmek için denize açıldılar. Ama İsmah yenilmedi. Büyük ve hızlıydı. Adeta
adadan ayrılmalarına engel oluyordu. Bir gün tekrar açıldıklarında İsmah bir
gemiyi parçaladı, gemideki bir parçayı ağzıyla karada bekleyenlere fırlattı
bunların arasında Zaruk’ta vardı!. Ağır bir darbeye maruz kalan Zaruk’ un
belden aşağısı felçli kaldı. Maalesef merakını bedelini çok ağır ödemişti.
Halkı iyileşmesi mümkün olmasa da sarayın önünde her gün iyi haberlerin
geleceğini beklediler. Hükümdarlarına sevgilerini göstermek için adını
haykırdılar. Zaruk bu süre içinde sadece Gri ve Tessas ile görüşüyordu. Gri çok
güçlü bir savaşçı oldu ve Zaruk ona neredeyse tam yetki verdi. Zaruk ölürse
yeni Hükümdar Gri olacaktı. Doktorların fazla zamanı olmadığını söyledikleri
Zaruk beşinci yılını doldurdu. Ve bu beş yıllık süreçte hiç savaş yaşanmadı, sadece
İsyancılar suç şehri Bayta’ nın başkanını suikaste uğrattılar. Bayta da ki
tedbirler arttı. Ama İsyancılar hala yaşıyor. Zaruk’ ta öyle.
1 Temmuz 2013 Pazartesi
Yeni Bir Superman
Bugün 'Man of Steel' i izledim. Ve küçük bir eleştiri yazısı yazayım dedim.
Bu yazı film hakkında 'SPOILER' içerir.
Filmi üç ayrı yönetmen çekmiş gibi. İlk kriptondan kurtuluş kısmını Zack Snyder, ikinci abimizin kim olduğunu sorguladığı kısmı Christopher Nolan ve son aksiyonun coştuğu kısmı da Michael Bay çekmiş gibi. Filmde kripton kısmından ayrı bir hikaye çıkaracaklardı neredeyse. Russell Crowe uzun bir aradan sonra tekrar ölüm anını görmek bile güzeldi(Gladitor). Filmin başından sonuna kadar adamımızın gözlüklerini takıp ne zaman gazeteci olacak, ne zaman telefon kulübesine girip kostümünü değiştirecek diye bekledim durdum. Çünkü hep anlatılan ezberlenmiş bir hikaye vardı. İşte bu yüzden Christopher Nolan' çağımızın ezber bozan ve yenilikçi bir hikaye anlatıcısıdır. Zaten bunu başındaki kurguyla hemen anlıyorsun. Filmin 3D izledim ve bir eleştiri yazısında okuduğum gibi 3D izlemeye gerek yok. O müthiş görselliği 3D ile yakalayamıyorsunuz. Filmin son yirmi dakikası filan iyice coşuyor film. Keşke bu kadar abartılmasa idi. Birde bu son dönemdeki "kahraman" filmleri arasında da bir rekabet var herhalde. Hepsi sanki sözleşmiş en çok kim Amerika' ya zarar verirse kim binaları altüst ederse o kazanacak. Arkadaş tamam dünyayı kurtarıyorsunuz da o binalarda insanlar yaşıyor yahu. Kahramansan al kötü abiyi başka yere götür orada kapış. Bu nedir ya, taş üstünde taş kalmadı. Yenilmezler'in ki de ortada. Yapmayın bunu. Ayrıca Hollywood' un şanssız aktörü olarak lanse edilen Henry Cavill bence yeterli şekilde canlandırmıştır Superman' i. Filmin ikincisi çıkar mı bilmem ama hasılata göre elbet yapımcıların bir isteği olacaktır.
Benim yıllardır en sevdiğim süper kahraman ise Batman' dir. Ondan sonra ise Wolverine ve Hellboy gelir.
Bu yazı film hakkında 'SPOILER' içerir.
Filmi üç ayrı yönetmen çekmiş gibi. İlk kriptondan kurtuluş kısmını Zack Snyder, ikinci abimizin kim olduğunu sorguladığı kısmı Christopher Nolan ve son aksiyonun coştuğu kısmı da Michael Bay çekmiş gibi. Filmde kripton kısmından ayrı bir hikaye çıkaracaklardı neredeyse. Russell Crowe uzun bir aradan sonra tekrar ölüm anını görmek bile güzeldi(Gladitor). Filmin başından sonuna kadar adamımızın gözlüklerini takıp ne zaman gazeteci olacak, ne zaman telefon kulübesine girip kostümünü değiştirecek diye bekledim durdum. Çünkü hep anlatılan ezberlenmiş bir hikaye vardı. İşte bu yüzden Christopher Nolan' çağımızın ezber bozan ve yenilikçi bir hikaye anlatıcısıdır. Zaten bunu başındaki kurguyla hemen anlıyorsun. Filmin 3D izledim ve bir eleştiri yazısında okuduğum gibi 3D izlemeye gerek yok. O müthiş görselliği 3D ile yakalayamıyorsunuz. Filmin son yirmi dakikası filan iyice coşuyor film. Keşke bu kadar abartılmasa idi. Birde bu son dönemdeki "kahraman" filmleri arasında da bir rekabet var herhalde. Hepsi sanki sözleşmiş en çok kim Amerika' ya zarar verirse kim binaları altüst ederse o kazanacak. Arkadaş tamam dünyayı kurtarıyorsunuz da o binalarda insanlar yaşıyor yahu. Kahramansan al kötü abiyi başka yere götür orada kapış. Bu nedir ya, taş üstünde taş kalmadı. Yenilmezler'in ki de ortada. Yapmayın bunu. Ayrıca Hollywood' un şanssız aktörü olarak lanse edilen Henry Cavill bence yeterli şekilde canlandırmıştır Superman' i. Filmin ikincisi çıkar mı bilmem ama hasılata göre elbet yapımcıların bir isteği olacaktır.
Benim yıllardır en sevdiğim süper kahraman ise Batman' dir. Ondan sonra ise Wolverine ve Hellboy gelir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








