"İyi bir öykün ve onu anlatacak bir kimsen oldukça işin henüz bitmemiştir" - Legendary of 1900
30 Aralık 2014 Salı
Yeni Yıl
Yazdım yazdım sildim. Az bişi diyeyim bari. Yeni yılda çok az şeyler istiyorum. O az şeyler beni mutlu etmeye yeter. Ama bazen onlar bile olmayınca kırılıyor insan. Hayalci bir adamım ve para eşittir mutluluktur diyemem. Tabii ki gelecek için gerekli. Ama o kadar. Yeni yılda herkesin hayallerine kavuşmasını diliyorum.
4 Kasım 2014 Salı
Hayat ?
Geçen 'Hayat' ile konuşuyoruz. Diyor ki bana; bazı insanlar var bazı anlarının hiç bitmesini istemiyorlar, ölene kadar böyle kalalım diyorlar. 'Ne var bunda ne güzel işte' diyorum. 'Olmaz' diyor. 'Hayat bu, nefes aldıkları sürece yaşamaları lazım acısıyla tatlısıyla yoksa... yoksa çekerim fişlerini! diyor, susuyorum... içimden sövüyorum.
30 Eylül 2014 Salı
Rüya
Geçenlerde rüyamda evleniyordum. Nikah salonunda, evet-hayır olayının sorulmasının ortasındayız. Birden bir adam olduğumuz yere atladı ve nikah memuruna silah çekti. Tetiğe bastı ama silah tutukluk yaptı. Sonra adamın üstüne birileri atladı. Bende o sıra kafamı aşağı eğdim kargaşada devam ederken bir silah sesi duyuldu! Salonda büyük bir sessizlik oldu. Sonra kafamı bir kaldırdım ki hangi tarafın şahidi olduğunu bilmediğim adam kafasının arkasından vurulmuş alnı masada hareketsiz duruyordu. Bende biraz seyre dururken masadan kalkıp dışarı çıktım ve yere düşüp titremeye başladım.
12 Ağustos 2014 Salı
"POYRAZ" İçin Kısa Bir Hikaye
POYRAZ “İNTİKAM”
İntikam soğuk
yenen bir yemek midir?
Gece vakti bir köy mezarlığında iki adam mezar
kazıyordur. Bir diğer iki adamda ağaç
başında biralarını yudumluyorlardır. Kazıcılardan biri kuru kafatası bulur.
Bunu ağaç başında ki adamlara doğru atar. Biri kalkıp ayağıyla kafatasına vurur
ve onunla oynamaya başlar. Biraz sonra kazıcılardan biri “Burada bir şey yok
hadi gidelim artık buradan” der. Ve arabaya binip giderler. Kuru kafatasına
vuran kişi gece rüyasına o adamın suretini görür. “Git buradan! Git! Kimsin
sen!” diye sayıklayarak gece boyunca uyumaya çalışır. Sabah olduğunda köyün
imamının yanında soluğu alır. Bütün olan biteni anlatır.
“Eee ne diyorsun
hocam?”
“Allah sizi… Kafatasını
dışarıda mı bıraktınız birde?”
“E-evet
dışarıdaydı”
“Bilemiyorum
şimdi. Lanetlendim mi ne oldu artık”
“Bir çare hocam!”
“Şey aslında bir
adam varda…”
“Kim? Müjdat abi
mi?”
“Yok evladım, bu
işlerden anlayan biri! Çağırırım ama anlaşabilir misiniz bilemiyorum ayrıca
ücrette alır”
“Olsun ya çağır
sen. Adı ne?”
“Poyraz. Poyraz
Gümüşoğlu”
Gece olmuştur. Hoca
Poyraz’ı aramış evinde kazıcı ile bekliyorlardır. Birden kapı sert bir şekilde
çalınır. Hoca kalkar kapıyı açar. Poyraz’ın elinde yanmamış bir sigara ile duruyordur.
“Selam ihtiyar”
“Aleyküm selam
Poyraz. Sigara mı o?”
“Sigarada
yakmadım be hoca, benimkisi el tiryakiliği”
“Başka bişi
vereyim eline” Poyraz
gülümseyerek devam eder.
“Hoca hoca ayıp
oluyor ama”
“Tespih oğlum
tespih”
“He tamam bak
attım sigarayı bıraktım tamam mı girebilir miyim artık. Hem çağırıyor hem
kalaylıyor ya”
Hoca içeri alır
Poyraz’ı Kazıcıda içeridedir bütün olanları birde Poyraz’a anlatır. Poyraz pür
dikkat dinler. Sonlara doğru hoca söze girer.
“Ee si adamın
üstünde bir ‘ruh laneti’ var” Poyraz
alaya alır.
“’Ruh laneti’ mi?
Hocam neler izliyorsun sen televizyonda” kazıcıda söze girer.
“Adam rüyalarıma
giriyor, uyuyamıyorum. “Kurtar beni Poyraz abi. Ne kadar para istersen veririm”
Poyraz havaya girer.
“Bana mezarlığı
göster zavallı kurban. Şu işten kurtaralım seni”
“Bende mi geleceğim”
Poyraz bağırarak
“Tabii ki sende
geleceksin! Lanet benim mi peşimde” Hoca araya girer
“He bir lanet olduğu
konusunda hemfikiriz yani” Poyraz
“Hocam lütfen”
Kazıcı ile Poyraz
yola koyulur. Mezarlığa gelirler. Önden Poyraz girer. Kazıcı biraz geriden ve
sessiz bir şekilde yeri gösterir.
“İşte şurası”
“Sen orda kal”
der Poyraz ve mezara doğru ilerler.
“Kafatası nerde”
“Şuraya bir yere
vurmuştum ama”
Poyraz etrafa bakar
ve biraz sonra bulur.Kafatasını elinde gezdirir inceler. Kafatasını sol eline
alır sağ eliyle cebinden taşlı, sarı renkli bir yüzük çıkartır.Parmağına takar.
Kafatasını sağ eline alır havaya kaldırır iki öksürür ve inanmazsınız şöyle
der…
“OLMAK YADA
OLMAMAK, İŞTE BÜTÜN MESELE BU!”
Ve birden kafatasından etrafa ışıklar saçılır ve ruhani bir vücut görülür. Ve
ruh konuşmaya çalışır.
“Bana yardım et!
Kafatasını yerine koy! Bana yardım et!”
Poyraz, adamı birden
diğer eliyle tutar ve ruh kaybolur, kafatası sol elinde kalır. Kazıcı olanları
görünce bayılır.
Poyraz “Tamam
seni yerine koyalım”
Kafatasını mezara
koyup. Üstünü kürekle kapatır. Birde dua okur. Gider adamı alır arabaya
bindirir. Günün ilk ışıklarıyla beraber kendisini otagara bırakır. Hala baygın
olan adamın cüzdanından yol parasını alır ve İstanbul’a geri döner.
***
Bir hafta sonra
Poyraz Taksim Gezi Parkı’nda çayını yudumluyordur. Ofisine gidemiyordur çünkü
artık kirasını ödeyemiyordur. Manzarayı izlerken telefonu çalar. Arayan kişi
eşinin kendisini aldatıp aldatmadığı öğrenmek isteyen bir kadındır. Poyraz
yanlış numara deyip telefonu kapatır. Çünkü Poyraz dedektifliği boyunca böyle
bir çok telefon almıştır fakat hiç bu işlere bakmamıştır. Çünkü yeni işin
parasından önce heyecanına bakar. Pekte normal görünmeyen işlere baktığı için
adı şehir efsanesi dedektifine çıkmıştır. O ise bu lakaptan pek hoşlanmaz. Telefonu
tekrar çalar. Arayan Selahattin komiseridir. Poyraz’ın babasının Denizli’den
arkadaşıdır. İstanbul’da cinayet büro amirliği yapar.
“Alo Selahattin
komserim nasılsın?....İyilik, bende tam seni arayacaktım... He yok yeni iş
almadım da. Öyle hatırını sormak için... Tamam fazla tehlikeli işlere bulaşmam.
Söz veremiyorum tabii de...Tamam tamam hadi sonra görüşürüz”
Poyraz’ın babası
Denizli’den İstanbul’a gelirken ortadan kaybolmuş bir komiserdir. Poyraz da
babasını aramaya karar vermiştir fakat bulamamıştır. Zaten babasını ararken
dedektif olup çıkmıştır. Ama fazla bilgiye ulaşamamıştır. Pek yanlarına
uğramasa da Annesi ve kardeşi de İstanbul’da yaşar. Kimine göre delidir Poyraz.
Kimine göre ise kurtarıcı. Pekte insanların saygısını kazanmış değildir. Ama
onunda bir iki sağlam dostu vardır bu hayatta. İşte o dostlarından biri olan
Sinek arar. Sinek kendi çapında bir çete lideridir. Sokakta ki her olaydan, her
sinek vızıltısından haberi olduğu için ona Sinek derler. Kolları İstanbul’ un
dört bir yanına ulaşır, birçok kişiyi tanır ama buna rağmen çok yalnızdır.
“Efendim Sinek”
“Acilen
buluşmamız lazım!”
“Nerdesin?”
Poyraz hızla atlar
otobüse Sefaköy’ e yola koyulur. 1 buçuk saat sonra ulaşır Sinek’in yanına.
Sinek hiç olmadığı kadar telaşlıdır.
“Nerde kaldın
lan?”
“Anca geldim ne
oldu?”
“Peşimde bir adam
var. Beni öldürmek istiyor.”
“Hayret seni
öldürmek isteyen biri mi var”
“Dalga geçme
ulan. Adamın kim olduğunu biliyorum. Yirmi sene öncesinde babası ile beraber
dört kişi ortaktık. Sonra onu satmak zorunda kaldık. Hapse düştü orda da öldü.
Şimdi oğlu çıktı, eski ortakları aradım hepside yakın zamanlarda öldürülmüş.
Bana da bunu mektubu yollamış pezevenk!”
Mektupta ‘Babamın
günahlarını çekmeye hazır ol’ yazıyordur.
“İntikamcı bir
çocuk, polise gittin mi?”
“Poyraz, neyin
kafasını yaşıyorsun sen! Ne iş yaptığımı bilmiyormuş gibi konuşma ne polisi?”
“Seni öldürmek
isteyen bir adamı durdurmamı mı istiyorsun?. O kadar adamın var onlar korur
seni”
“Ulan kal işte
amına yardım et! İlla acayip işlerle uğraşacaksın he”
“Tamam tamam
yardım edeceğim, koca sinek örümcek ağına düşmekten korkuyor.”
Poyraz zor durumda
ki Sinek’i korumayı kabul eder. Halbuki sokağa giren çıkandan haberi olan bir
adamı kendi mahallesinde nasıl öldürebilirsin oda ayrı bir konu. Poyraz’ ın
aklına bir şey gelir.
“Peki bu mektup
nasıl ulaştı sana”
“Onu bir adamım
getirdi gazetenin içinden çıkmış.
“Hagi adamın? Sinek adamlarına seslenir.
“Eyüp’ü çağırın
bana.Saçları boya gibi olan çocuğu.
Poyraz Eyüp’ü
sorgular.
“Evet Eyüp
efendi. Başlayalı iki ay olmuş. Neden girdin bu kirli işlere?”
“Sadece mektubu
buldum diye beni sorguya mı çekiyorsun”
“Sadece soruma
cevap ver, Eyüp”
“Bir daha
alabilir miyim soruyu?”
“Dikkat problemin
mi var”
“Dikkatimi
önemsediğim şeylere veriyorum”
Ortam gerilir. Artık Poyraz’ da sorgu başında önemsemediği bu kişiye gözlerini
dikmiştir. Kısa bir bakışmaların ardından Poyraz devam eder.
“Mektup. Onu
nerde nasıl buldun. Getiren kişiyi gördün mü?”
“Sabah kapı
nöbeti bendeydi. Motorlu bir adam önümüzde durup gazete fırlattı. Yeni olduğum
için dedim herhalde gazeteci böyle getiriyor gazeteleri. Gazeteyi yerden
alırken içinden mektup düştü.”
“Plaka bakmadın
bile tabii”
“Tabii ki”
“Motor nasıl bir
şeydi?”
“Bildiğin pizzacı
motoru”
“Pekala Eyüp
şimdilik bu kadar. Seni hiç gözüm tutmadı”
“Bende seni öyle
fötr şapkaya filan görünce hiç ciddiye almadım. Dedim hatta böyle dedektif mi
olur.”
“Beni bende
ciddiye almıyorum merak etme!”
Poyraz ayağa kalkar çıkarken.
“Saçlarının rengi
boya mı?”
“Hayır ya ne
boyası herkeste aynı şeyi soruyor.”
***
Ertesi gün Poyraz
mektubu bir falcıya götürür. Aslında cadı olan bir falcıya. Cadı insanların
gelecekleri hakkında bilgiler vererek geçimini sağlıyordur. Kendisine cadı denmesinden
de hoşlanmaz. Birisinin falına bakarken Poyraz sessizce girer içeri. Cadının ve
müşterisinin gözleri kapalıdır.
“Evet görüyorum.
Dedeni görüyorum. Şimdi sorabilirsin sor ona”
“Dede, merhaba
dede. Paraları nereye gömdün çabuk söyle he nereye gömdün” Poyraz’da diplerine kadar girer onlara bakar
ve söze girer.
“Dedenin hatırını
sormadan altınları mı soruyorsun!” ikisi birden irkilir ve gözlerini açarlar.
“Aman yarabbi,
dede sen misin dedemin gençliği mi bu! Falcı bir şey yap” Falcı sadece ‘off’
çekip başını öne eğer. Poyraz
“He deden deden.
Kalk şuradan çaparım şimdi.”
Adam bembeyaz suratla çeker gider. Poyraz cadının karşısına oturur.
“Ne yapıyorsun
cadı?”
“Bana cadı deme
gözlerini oyarım senin. Gelmeden önce haber ver demedim mi ben sana kaç kere!
Ne işin var burada”
“Sakin yahu. Özledim
senide ondan geldim.”
“Ay nasıl yalan.
Seni çözmek için gözlerine bakmak yeterli.”
“Bence gözlerime
bakmak yetmemiş. İyi baksaydın farklı bir durumda olabilirdik.” Poyraz yavaşça cadının ellerini tutar sonra
cadı ellerini çeker.
“Ne istiyorsun?”
“Hiç ya şu mektup
hakkında biraz bilgi. Ne görebilirsen”
Cadı mektubu alır.
Yavaşça bakar. Gözlerini kapatır. Kimin yazdığını kimin ellerinde dolaştığını
görür.
“Bunu yazan acı
ve öfke sahibi biri. Sarı-Sarı bir saçı var. Sonra senin sinek’in eline
ulaşmış. Sonrada sana.”
“Motorsikletli
bir adam yok mu?”
“Hayır.”
“Nasıl olur,
motorsikletli bir adam Sinek’in kapısının önüne atıyor. Adamın biride mektubu
sineğe veriyor.”
“Yok hayır.
Mektubu Sinek’e verenle yazan aynı kişi.” Poyraz için zaman bir an durur.
“Hassiktir, Eyüp!
***
Bu sırada Sinek’in
mekanında herkes vurulmuştur. Silah seslerini duyan diğer adamları da içeri
giremiyorlardır. Sinek’in ağzı burnu kan içinde elleri bağlı karşısında Eyüp
elinde silah ile ona bakıyordur.
“Yolun sonuna
geldin Sinek. Yada Sezayi Arif mi desem. Şairci bir adın var.”
“Öldür beni
evlat”
“Nasıl sattınız
baba mı? Nasıl verdiniz kararı. Siz bu yola beraber çıkmadınız mı?”
“Sen babanı ne
kadar tanıyorsun?”
“Sizin yüzünüzden
çok az”
“İyi dinle o
zaman. Eski ortaklarla verdiğimiz karar ile babanı biz öldürdük. Yaptık çünkü
baban polisti. Aramıza girip bilgi topluyordu.”
“Polis mi?”
“Haberin yok
tabii. Ya o ölecekti yada biz hapsi boylayacaktık. Poyraz’a da hapiste öldü
diye yalan söyledim hatta”
Poyraz’da bu sıra
evin önüne gelmiştir. Sinek’in adamları dışarıdadır. Neler olup bittiğini
sorar. Onlarda Eyüp’ün Sinek’i rehin aldığını kapılarında kilitli olduğunu
söylerler. Mahallelide Sinek’i tanıdığından kimse polisleri aramamıştır.
Eyüp’te duydukları karşısında şoke olur. Sinek’te ellerini çözmeye çalışır. Bu
sırada Poyraz’da karşı apartmanın tepesine çıkar.
“Polis
oğluymuşum. Hem de şehit bir polis oğlu. Babamı hayal mayel hatırlıyorum ben be.
”
Der silahı Sinek’e
doğrultur. Bu sırada Poyraz’da karşı apartmanın tepesindedir. Onların olduğu
pencereyi görür ve birden karşıdan karşıya atlar. Cam çerçeve kırılır. Hem
sinek hem Eyüp neye uğradığını şaşırır. Eyüp silahı düşürür. Sinek ellerini
kurtarır. Yerdeki silahı alır. Eyüp’e doğrultur. Eyüp Poyraz’a bağırır.
“POYRAZ POYRAZ,
BUNLAR POLİS ÖLDÜRDÜ! POYRAZ”
Sinek korkar ama Poyraz yüzü koyun yatıyordur tepki veremez çünkü düştüğü yerde
bayılmıştır. Sinek gülümser. Eyüp sessizce
“Elbet bir gün
her şeyi öğrenir” der Sinek
Eyüp’ü vurur.
***
Sinek hastanede
Poyraz’ı ziyaret eder.
“Nerdeyse geç
kalıyordum seni kurtarmak için”
“Ben zaten
ellerimi çözmüştüm”
“Oradan hiç öyle
gözükmüyordu”
“Bir gün bu işler
yüzünden öleceksin he”
“Olsun geriye
birkaç iyi dostum kalır. Ayrıca babamı bulmadan ölemem”
SON
1 Temmuz 2014 Salı
AV
Yeni filmim "AV" sonunda sizlerle. 37 dakikalık orta metraj film çektim bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Son mekan ve oyuncular konusunda çok gittim geldim. Çok şey değiştirdim. Bazı oyuncular çekim günleri gelemeyeceklerini açıkladı. Oyuncular değişti. Son çekim günü her şey tamamken fırtına koptu seller aktı çekimi iptal ettik.Bir sonraki haftaya sarktı. Oyuncular çalıştıkları için sadece hafta sonları çekebildik. Çekimler bitti. İki hafta efektlerin bitmesini bekledik. Felan filan sonunda bitti ama. Nasıl olduğu size kalmış. İiyi seyirler
Konu: Hükümetler kendilerine karşı gelen Kurtadam ve Vampirleri öldürmek için gizli teşkilatlar kurar. Bunların arasında çalışan vampirlerde vardır. Tan'da onlardan biridir. Ve yeni görevinde öldürmesi gereken bir "vampir doğan" vardır.
Konu: Hükümetler kendilerine karşı gelen Kurtadam ve Vampirleri öldürmek için gizli teşkilatlar kurar. Bunların arasında çalışan vampirlerde vardır. Tan'da onlardan biridir. Ve yeni görevinde öldürmesi gereken bir "vampir doğan" vardır.
Birikmiş
Geçen haftalarda abimi evlendirdik. Çok güzel bir düğün oldu. Dünya'nın bütün mutlulukları onlarla olsun. Gerçekten çok yakıştılar birbirlerine. Allah mutluluklarını daim etsin.
Bende aşk meşk, incin top oynuyor misali bomboş. Çok mu daldım hayallerime çok mu es geçiyorum insanları bilemiyorum.
Sıkıntım da henüz sağlamlaştıramadığım fotoğrafçılık kariyerim. Film bakımından bunda şansım daha yaver gitti. Maddi olarak kazancım bile oldu. Bir abinin yanında anaokulu, okuma bayramları, lise-ortaokul mezuniyet törenlerinin fotoğraflarını çekip durdum. Çok eğlenceli ve komik geçti. Kendim bir anaokulu bile ayarladım.
Kısa film serüvenim ise tabii ki devam ediyor. 18. kısa filmim bir vampir filmi oldu. Adı "AV". Sonu istediğim gibi olmasa da yinede tüm ekibe teşekkür ederim. Oyuncular, havalar beni çok yordu ama nasılsa hallettik. Beni efektleri ile yalnız bırakmayan Konya'da ki arkadaşım da sevgiler. İyi ki var. Son iki kısa film daha çekip kısa film maceramı sonlandırmak istiyorum. Çünkü senaryolarım kısa filmlere sığmıyor artık.
Memleketimde ise pek sevindirici haberler yok. Soma faciası (Bu bir kaza değil CİNAYET!) deprem, cumhurbaşkanlığı seçimi, salak siyaset oyunları... Hayat sokakta ya dışarı çıkmak lazım!
İyi Ramazanlar...
Bende aşk meşk, incin top oynuyor misali bomboş. Çok mu daldım hayallerime çok mu es geçiyorum insanları bilemiyorum.
Sıkıntım da henüz sağlamlaştıramadığım fotoğrafçılık kariyerim. Film bakımından bunda şansım daha yaver gitti. Maddi olarak kazancım bile oldu. Bir abinin yanında anaokulu, okuma bayramları, lise-ortaokul mezuniyet törenlerinin fotoğraflarını çekip durdum. Çok eğlenceli ve komik geçti. Kendim bir anaokulu bile ayarladım.
Kısa film serüvenim ise tabii ki devam ediyor. 18. kısa filmim bir vampir filmi oldu. Adı "AV". Sonu istediğim gibi olmasa da yinede tüm ekibe teşekkür ederim. Oyuncular, havalar beni çok yordu ama nasılsa hallettik. Beni efektleri ile yalnız bırakmayan Konya'da ki arkadaşım da sevgiler. İyi ki var. Son iki kısa film daha çekip kısa film maceramı sonlandırmak istiyorum. Çünkü senaryolarım kısa filmlere sığmıyor artık.
Memleketimde ise pek sevindirici haberler yok. Soma faciası (Bu bir kaza değil CİNAYET!) deprem, cumhurbaşkanlığı seçimi, salak siyaset oyunları... Hayat sokakta ya dışarı çıkmak lazım!
İyi Ramazanlar...
Etiketler:
anaokulu,
av,
av kısa film,
fotoğrafçılık,
hayat,
kendim,
kısa film
22 Mayıs 2014 Perşembe
Panzehir "Eleştirimsi"
Eskiden beri içi boş olmayan aksiyon filmleri çekmek isterim. Arkadaşlarım bırak başka şeyler çek deselerde, kısa filmlerimde de hep bir aksiyon vardır.
O yüzden uzun zamandır beklediğim takip ettiğim bir projeydi Panzehir. Çevremdekilerede reklamını yaptığım "bakın çok güzel bir aksiyon filmi geliyor, Cüneyt Arkın oynuyor filan" diye fragmanlarını paylaşıp duruyordum. Alper Çağlar'ın Büşra'sını izlemedim ama Dağ filmini sinemada seyretmiştim. Karakter yaratımı süper.
Neyse Panzehir'e dönelim. Dövüş ustası Emin Boztepe'nin yeteneklerini göstermesini adeta şov yapmasını film boyunca bekledim. En azından İtalyanla dövüşürken gösterir dedim yok oda olmadı. Ama müthiş bir ses tonu, duruşu, karizması var karakterin! İç seslerin girdiği her sahneler süper. Yanında ki polis ise filmin benim için sürprizi. Beklenmedik anlardaki çıkışları esprileri filme ayrı renk katmış. Bir diğer oyunculuğuyla alkış toplayan ise Emir Benderlioğlu. O ne psikopat karakterdir öyle.
Kurgusu ise hiç sırıtmayan bir kısım. Gerilimi, heyecanı sonuna kadar koruyoruyan bir film olmuş Panzehir. Müziklerde bir o kadar şahane.
Bu filmi beğenmeyenlere ise; çok Hollywood filmi izliyorsunuz biraz destek çıkında adamda daha iyisini yapmaya devam etsin.
Kendim bir bokmuşum gibi Alper Çağlar ve ekibini tebrik ediyorum.
"Çocuk zeki"
26 Nisan 2014 Cumartesi
Bir Saniyede Değişir Dünya
D&R da ki maceram ay sonu son bulacak. Çünkü istifa ettim. Zaten gelecek düşünmediğim yerde mağazamda değişince bırakmak istedim. İyi arkadaşlıklar ve güzel anılarla ayrıldım mağzamdan. Artık iyice fotoğraf ve video işlerine yoğunlaşmalıyım. Hayallerime biraz ara vermiştim şimdi tekrardan peşinden gideceğim.
Ayrıyeten bu yaz bu İstanbul çekilmez!
Ayrıyeten bu yaz bu İstanbul çekilmez!
2 Nisan 2014 Çarşamba
Hep İş Hep İş
Çalışmış olduğum süre zarfından dolayı pek müsait olup yazı yazamıyorum. Bütün zamanım iş oldu. Haftasonu etkinlikleri yok, arkadaşlara zaman ayırma yok hele ki kısa film çekmek için bitmiş olan senaryoma mekan bile bakamıyorum! Çünkü bir günlük iznim var ve onada herşeyi sıkıştırmaya çalışıyorum. Yani son günlerim böyle geçmekte. Birde caaanım kuzenimi askere yolladık. Hüzünlü vedalaşmalar filan.
Seçim sürecide can sıkıcıydı. Bakırköy' de çalışan biri olarak her sabah meydanda seçim otobüslerinin bangır bangır "müziklerini" dinlemek zorunda kaldım. Reklamlarda bunlar, billboardlarda bunlar pöff... En sonunda bittide kurtulduk. Artık neyin gerçek neyin kurmaca olduğunu bilmiyorum. Haberlere filan inancım zaten gezi'den beri kalmadı. Ben Fenerbahçe formamı giyip oyumu öyle attım. En azından kime atmayacağım belli olsun dedim. Çnükü özgürlüğüme karışan bir yönetim istemiyorum! Engellenen sitelere (twitter - youtube) bazı ayarlar yaparak girmek marifet değil. Bunu yaptım diye sevinmem, normal bir şekilde girebilmeliyim çünkü. Buna bir başbakan karışamaz. Zoruna gidiyorsa girme siteye. Ülke yönet insanlarla uğraşma. Neyse kahrolsun siyaset!
Şu günlerde en güzel şey Fenerbahçem. Farkı koyup şampiyon olacağız inşallah. Hemde herşeye rağmen! Ayrıyeten Galatasaray - Fenerbahçe maçı bu hafta, cimbomu yenmeden şampiyon olmak şampiyonluğu damağımızda bırakır.
Unutmadan...
Türk Sinemasının 100. Yılı Kutlu Olsun...
Seçim sürecide can sıkıcıydı. Bakırköy' de çalışan biri olarak her sabah meydanda seçim otobüslerinin bangır bangır "müziklerini" dinlemek zorunda kaldım. Reklamlarda bunlar, billboardlarda bunlar pöff... En sonunda bittide kurtulduk. Artık neyin gerçek neyin kurmaca olduğunu bilmiyorum. Haberlere filan inancım zaten gezi'den beri kalmadı. Ben Fenerbahçe formamı giyip oyumu öyle attım. En azından kime atmayacağım belli olsun dedim. Çnükü özgürlüğüme karışan bir yönetim istemiyorum! Engellenen sitelere (twitter - youtube) bazı ayarlar yaparak girmek marifet değil. Bunu yaptım diye sevinmem, normal bir şekilde girebilmeliyim çünkü. Buna bir başbakan karışamaz. Zoruna gidiyorsa girme siteye. Ülke yönet insanlarla uğraşma. Neyse kahrolsun siyaset!
Şu günlerde en güzel şey Fenerbahçem. Farkı koyup şampiyon olacağız inşallah. Hemde herşeye rağmen! Ayrıyeten Galatasaray - Fenerbahçe maçı bu hafta, cimbomu yenmeden şampiyon olmak şampiyonluğu damağımızda bırakır.
Unutmadan...
Türk Sinemasının 100. Yılı Kutlu Olsun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
