23 Haziran 2018 Cumartesi

35 Gezintisi

Yaz geldi nereye gitsek nereye gitsek dedik İzmir'de karar kıldık. Geçen hafta cumartesi akşamı 21:20 de olan uçağımız hava şartları nedeniyle rötar yaptı ve kaptanın pek bilgi vermemesi sinirleri gerdi. oturmaktan bir tarafımız ağrıdı. Neyse ki 12 ye 10 kala havalandı ve eşim ile başlattığımız "protesto alkışımız" tüm yolcular tarafından desteklendi ve bize eşlik ettiler.

 Eşimin arkadaşı vardı İzmir'de ve onun evinde konakladık. Ara ara sıkan, bunaltan, yağmurlu havalar eşliğinde İzmir sokaklarında gezdik durduk. 2 saat yağan yağmurda oldu, sıcaktan bunalıp gezemediğimiz de! Onun dışında bol bol fotoğraflar çektik, sokak lezzetlerini tattık. Sığacık'ta bir pazara denk geldik. İnsanlar kendi yaptıkları börekler, tatlılar, içli köfteler, reçeller, süs eşyalarını sergiliyorlardı.. Gezemediğimiz çok yer vardır elbette ama yine de keyfini çıkardık. Çoğu görülmesi gereken yerde araba ile gidilecek mesafede. Bizde anca bir otobüs, metro, oradan minibüs oradan tekrar minibüs filan gittik bazı yerlere! Otobüslerin içinde bizim İstanbul' da ki gibi hangi durakta olduğunu gösteren bir ekran yok. Dışarıda ki otobüs duraklarına bakıp gidelim desek de ya  göremiyoruz ya da bazı otobüs duraklarında isimler yok. Eski binalar var çok fazla otobüsler öyle, gelişmesine izin verilmemiş bir şehir. Gençlik Alsancak sahilinde keyifleri yerinde. Kızlarağası Hanı gezilesi çok sevilesi bir yer.  İzmir deyim yerindeyse küçük İstanbul.

Atatürk Müzesini gezdik ve etkilendik. Zamanın İran Şahı da gelip Atatürk ile bu yerde kalmışlar. Küçük bir belgesel de mevcut içinde. Gidince görülesi kaçırılmaması gereken bir yer. Bir müze olarak da İnciraltı'n da yer alan Deniz Müzesini de gezdik. Belli gruplar toplandıktan sonra görevli mi bir asker arkadaşımız mı olduğunu bilmediğim kılavuz sayesinde Ege Fırkateyni ve Pirireis Denizaltını gezdik. Fırkatey de derine indikçe bana sıkıntı geldi. Bazı bölümler havasız olunca kendi kendime "kendine gel" dedim içimden. Klimalı bölümlere gelince sıkıntım azaldı. Bunlar aklınızda olsun ama gidin görün. Bir adam torunuyla gelmişti o geziyorsa o yaşta bize bir şey olmaz.

Günler geçti beşinci günün sonunda dönme zamanı gelmişti. Kalıp yerleşilir mi yerleşilir. Tek derdim ulaşım olurdu. İstanbul ile kıyaslamamak lazım ama metrobüsü aradım millet. Tekrar görüşmek üzere İzmir. Eski müdürüm Şafak Bey(abi),  lafçılıkta yenemediğim Burcu (ayrıca sevgili Şaşmaz kardeşler), evinde kangal besleyen Ayşenur ve Mustafa ve yarimin her yerini yiyen medeniyetsiz sinekler sizleri de unutmadım selam olsun.

He bu arada İstanbul' a gelince de ne aradım biliyor musunuz kahvaltıda yediğimiz boyozları! 

















8 Haziran 2018 Cuma

Bir Dizi Çekelim Dedik

Son çektiğim kısa filmimin ardından neredeyse üç yıl geçmişti ve evlilik telaşı sonrası her şey yerine oturmaya başladığında kafamı tekrardan bir şeyler yazmaya ite bildim. Aklımda bir kaç çıkış noktası var idi hangisinin çekim haline geleceğine karar vermek zor oldu. Sonradan bir hikayeyi tamamlamaya başladım. Defterime 27.10.2017 diye başlangıç tarihi attım, senaryomu bitirmeye koyuldum. Hikayem neredeyse bitecekken senaryoma benzer bir hikayenin televizyonda gösterildiğini gördüm! Eşim ile beraber şok olmuştuk, hikayemi acilen değiştirmem gerekiyordu. Gay insanları öldüren bir katil olarak değiştirdim hikayemi. Gidişat olaylar her şey değişmişti. Dizinin adınıda ACIMASIZ koydum.

İlk kez dizi çekmeyi deneyecek olmam beni zorlamıştı. Uzunca yazdığım senaryoya bölüm sonları eklemem gerekiyordu. Senaryomu bitirdikten sonra bölümlere ayırdım. 5 bölümden oluşan 15 er dakikalık bir internet dizisi çekecektim. Ama senaryom 3. bölümde bitti. Zorlayarak 4. bölüm için bir şeyler yazdım. Bu benim için daha müthiş bir sondu. Baş karakteri kuzenim Yavuz Hürbaş'a vermiştim. Tipi kafamda ki karaktere yakındı. Ama çalışma saatleri çekim planı için çok uygun değildi. Sadece cumartesi günü izinliydi ve ben cumartesi günü çalışıyordum. Onun gün içi çekimlerini en yakın arkadaşım dizimizin görüntü yönetmeni Cem Kalkancı halletti. Eski dostlar tekrar bu proje için buluşup oynadılar. Dizinin çoğu oyuncusu çalışmış olduğum mağazadandı. Bana inanıp zamanlarını ayıran herkese tekrar teşekkür ederim buradan.

Çekimlerde en çok zorlandığım nokta ezber olmaması. Özellikle bu nokta kuzenim için geçerli. Bizi bitirdin be Yavuz'um. İş çıkışı yorgun halde gelip çekimde konsantrasyon kaybı yaşadığı doğrudur. Onun dışında zamansızlık insanların saatlerini birbirlerine uydurmak kendime uydurmak zor oldu hakikaten. Çekim planlarını hallettikten sonra geldi iş kaba montaja. Montajı yaptığım pc nin kablo giriş kısmında temassızlıktan ötürü ikide birde kapanması beni yordu sinirlendirdi. Artık müzik ve efektlere ihtiyacım vardı. Müzikleri kardeşim dediğim Meto (Mert Aktaş) halletti. Efekti ise yıllardan beri karşılıklı görüşemediğimiz. Ta ki MSN zamanından tanıştığımız benim filmlerin efektlerini yapan benim ne istediğimi gayet iyi bilen Seyit Ali Yaprakçı halletti. Dizinin yayınlanacağı ilk gün tek eksik dizinin jeneriği idi onuda aynı gün halledip yollamıştır. Beni tekrar kurtardın dostum. Dizide ki kesik parmak ve üçüncü kurbanın kesilmiş parmaklarını ablam Dilek Mansur yapmıştır. O da kendisini ilk kez böyle bir şeyde denemiş oldu.  Afiş ise Erdim Türkay imzası taşıyor. 

Dizimizi iyi kötü haftada bir gün olarak pazartesi günleri yayımladık. İstenilen seviye haftada her bölüm bin izlenme idi ama olmadı. İlk bölümün izlenmesinden sonra git gide düştü izlenme oranları. Ve deyim yerinde ise "ikinci sezon onayını" alamadı. Kendimi denemiş oldum. Ve evet sıfır bütçeyle yapılabileceklerin en iyisini yapmaya çalıştık. 4 bölümlük bir polisiye dizi çıkarmayı başardık. Ve şunu diyebilirim ki dizi çekmek zor iş.