Ayın ışığı ile ortaya çıkan gölgem, gecenin karanlığında beni yalnız bırakmıyordu.
Evimden çok uzaklarda bir köydeyim. Bu kadar kar İstanbul'da yağsa emin olun okullar tam bir ay tatil edilirdi. Boyum kadar kar yağmış ve yürümek gerçekten çok zor. Tipide o biçim. Saat 11 i geçiyor ve bir eve varmak zorundayım yoksa donarak öleceğim. Ben bu köyde bir katilin peşindeyim. Bu şartlarda zerre gelmezdim bu köye ama ölen bu köydeki çocuklar için gelen öğretmen abim olmasaydı. Dört gündür köydeyim. Toplaya bildiğim kadar bilgi topladım. Abim av tüfeği ile vurulmuş ve denize atılmış. Sinirlerim altüst. Bilgiler beni bu köyün sonunda ki eve götürüyor. Naci Kadiroğlu. Buralı ama İstanbul'da çalışıp emekli olmuş. Babasında kalma topraklarda yaşamını sürdürüyor. Tek evlilik tek çocuk ve boşanma. Bu yaşlı ve yalnız adam bakalım bana neler verecek.
Evde yanan ışığı gördüm. Uyumamış olmasını diliyorum yoksa sabahı göremeyeceğim. Tahta kapısını açıp bahçeye girdim. Ev toprak ile hem zemin, kardan yol yapmış kendisine o yoldan gidiyorum kapıya kadar. Kapıyı sertçe çalıyorum. İçeriden ses gelmiyor. Biraz daha sertçe çalıyorum. Kapının camına yansıyan siluetten yaşlıca bir ses geliyor.
"Kim o ?" ben birazda donmama ramak kalan bir sesle
"Dışarıda kaldım donuyorum. Kapıyı açabilir misiniz ?" Biraz bekledi ne yapacağını düşünüyordu. Ben devam ettim
"Birde ben polisim. Zararım yok hadi be abi" dedim. Bu sefer pek beklemedi ve açtı kapıyı
"Sağ olun" deyip çizmelerimi çözdüm ve içeri girdim. Adam 1,70 boylarında tepesinde saç kalmamış, hafif kilolu atmışların da bir amca. İçeride soba çatır çatır yanıyordu dibine çöktüm hemen ellerimi ovuşturdum. "
Uyandırdım mı" dedim, henüz şaşkınlığı geçmemiş yaşlı adam "
Yok yok içim geçmiş benimde sızmışım sobanın yanında, sizin ne işiniz var bu saatlerde bu karda buralarda ?" diye ardı ardına sorularını sordu. Ben acele etmedim cevaplarım için öncelikle bana olan inancını polis kimliğimi göstererek tazeledim. Isınarak çözülen beynim toparlandı. "
İstanbul'dan geliyorum. Adım Servet. Bir cinayet için geldim. Bu köyde bir öğretmen öldürülmüş. Bilginiz vardır herhalde... ?" Gecenin bu saatinde karlar içinde bir polisin gelip kendisine köyünde öldürülen öğretmen hakkında soru sorulmasını hiç beklemeyen yaşlı adam "
Şey, Naci benim adım. Evet evet duydum ne acı bir olay. Bize boğulmuş filan denmişti onun için ama öldürülmüş olmasını düşünmemiştik" büyük bir soğukkanlılıkla "
Av tüfeği ile vurulup denize atılmış" dedim. "
Sıcak bir şey ister miydiniz" dedi Naci, teşekkür ettim, "
Bu gece burada kalın sabah dönersiniz bu tipide çıkmayın" dedi samimice. Bende sanki bu nazik teklifi bekliyormuşçasına kabul ettim. Bana yatacak yer hazırlamak için içeri gitti. Yorgan yastık temiz çarşaf çıkardı. Bende ısındıkça üzerimdekileri çıkarmaya başladım. Yatmadan önce bir lavaboya gittim. Lavabo buz gibiydi, sular daha buzdu. Kendi kendime bu adamı sorgulamalıyım ne yapıyorum ben dedim. En iyisi sabah konuşmaktı. Ellerimi yıkamadan lavabodan çıkıp benim için hazırlanmış olan yatağa girdim. Birden gözlerim duvarda asılı olan boş fişek kemerine takıldı. Yaşlı adam odaya girince de "
Avcılık yapıyor musunuz sen emmi" dedim. Gözlerimin baktığı yeri takip edip kemeri görünce sorunun nerden çıktığını anladı "
He evet eskidendi çok çakal, domuz avladık ama şimdi yaşlandık. Bizden geçti yani." biraz duraksadı ve devam etti "
Tüfeğimi de sattım çok önce" dedi. Sorumun sebebini anlayarak. Birbirimize kısaca baktık "
Allah rahatlık versin" deyip ışığı kapatıp çıktı. Karanlığa büründü oda. Gerginlik sardı beni. Ulan dedim bu adam vurduysa ağabeyimi beni de uykumda öldürmesin. Hemen merkezde ki bir arkadaşıma nerede bulunduğuma dair bir mesaj attım. Yirmi dört saat içinde benden haber gelmezse beni bulması için bir ekip göndermesini istedim. Sonra sıcak odanın içinde tavana bakıp düşündüm. O kadar sorup soruşturdum. Bu adam hakkında kimse avcılık filan yapar demedi. Adam doğru söylüyor olabilir. Yine de uykum biraz kaçtı. Bir gözüm kapıda yarım yamalak uyumaya çalıştım. Babam hep dediği gibi tilki uykusuna yattım tam anlamıyla.
Sabah oldu. Hala hayattayım. Soba sönmüş. Saat ise 11, ne uyumuşum ama. Temiz hava ve güzel bir kahvaltı kokusu geliyor içeriden ve birde Naci abinin dışında ikinci bir ses var! Kalkıyorum yataktan mutfağa gidiyorum. Beni gören Naci abi dün geceki şaşkınlığı üstünden atmışçasına "
Ooo günaydın amir bey, rahat uyuyabildin mi" diyor neşeli bir sesle "
Günaydın Naci abi uyudum uyudum" diyorum gözüm masada oturan adama dönüyor sonra. Masada ki adamda bana dönüyor. Naci abi bizi tanıştırıyor. "
Benim en küçük kardeş bu Salih, karşı köyde oturuyor hanım köylü oldu aslında. Kahvaltıya çağırdım. Belki yardım eder size öğretmen olayı için dedim" Salih, hoş geldin köyümüze şeklinde bir baş salladı bende aynı şekilde karşılık verdim. Lavaboya gidip buz gibi suyu bir kez yüzüme vurdum ve bu ayılmam için yetti. Mutfağa gittim biraz soğuktu yine odalar, terlik ve hırka verdi Naci abi bana. Haşlama yumurta, reçel, peynir,zeytin yalnız bir adama yetecek kahvaltı ne kadarsa o kadar zengindi masa. Onlar zaten etmişti kahvaltılarını Naci abi benim çayımı doldurmuş koymuştu masaya. "
Siz İstanbul'dan mı geldiniz." dedi Salih. "
Evet, köyde işlenen cinayet için" dedim. "
Öğretmeni biz boğuldu sanıyorduk. Öyle demişti abim. Cinayetse jandarma bakıyordur. İstanbul'dan niye zahmet edip geldiniz ?" diye soru sordu Salih. Kahvaltı etmeyi bıraktım, anladığım kadarıyla kimse bilmiyordu köyde neler olduğunu. Naci abi ile Salih ağzımdan çıkacak cümleleri merak ediyorlardı. "
İstanbul'da işimi iyi yapan bir polisim. Ve öldürülen öğretmen benim abimdi." Ortam o kadar sessiz oldu ki Naci abinin yutkunuşu görmemiştim ama duymuştum. Salih bana baka kaldı. "
Sen av ile ilgilenir misin Salih" dedim kahvaltıma döndüm. Lokmalarıma ve içtiğim çaya bakarak cevap verdi. "
İlgilenirim." dedi kendinden emin devam etti "
Çok tilki, ördek avlamışlığım var. Abimde gelmeyi bırakınca da tek devam ettim. Karşı köye geçince pek ava çıkan olmadı benimle." dedi. Masadaki gerginlik arttı. "
Geçen ayda çıktım ava. Kar henüz bu kadar yağmamışken. Bir kaç gecedir yakalayamadığım bir tilki vardı onu yakalayacaktım. Bu sefer hazırlıklıydım. Et hazırladım, zehirli. Attım bir yere gittim. Akşama doğru tekrar gittim. Tilki pert. Ölmüş yatıyor bir kaç kilometre uzakta eti yemiş tabii. Bazen de etleri zehirleriz bizde öyle haklarız." dedi Yüzüne dönerek. "
Çakallığı bazen siz yapıyorsunuz yani" dedim. Gözlerini benden hiç ayırmadı. Naci abi araya girdi. "
Çay doldurayım polis oğul." dedi tam bardağımı alacakken kendim alıp "
Ben koyarım" dedim ayağa kalktım o an başımın döndüğünü hissettim. Bir kaç saniye kaldım öyle, sırtım onlara dönük. Gözlerimi kapattım. "
Ne oldu" dedi Salih. Onlara döndüm. Bir kaç adım atıp geri çıktım. Sağ sola baktım. Ne olduğunu anlamaya çalıştım. "
Başın mı dönüyor" dedi gülümseyerek. "
Ne verdiniz lan bana" zor konuşuyordum. "
Son nefeslerini al son..." dediğini duydum Salih'in ondan sonra kendimi yere düşerken hatırlıyorum, sonrası karanlık.
Gözlerim açıldı. Bir teknedeyim. Ellerim kollarım bağlı. Uyku tulumu gibi bir şeyin içindeyim. Salih'i görüyorum gözlerimin açıldığını görünce yanıma geliyor. "
Günaydın, kusurumuza bakma böyle birileri değildik biz ama girdik bir şeylerin içine nereye kadar gidecek böyle bilmiyorum. Senden sonra çok kişi gelecektir köye eminim. Abin o zehirlediğim son tilki avında vardı. Avcılık öğrenmek istemiş. Abimle konuşmuşlar sonra abim bizi tanıştırdı. Ogün gittik ava, yolda dönerken başka bir tilki saldırdı bize aslında abine saldırdı, onu kurtarayım derken nasıl oldu anlamadım abini vurdum. Keşke havaya sıksaydım, kaçardı giderdi belki ama o an ne yapacağımı bilemedim işte." Ağlıyordu Salih. Bana bütün gerçekleri söyleyerek ağlıyordu. Bütün cinayeti itiraf ederken ağlıyordu. Sinirden tulumu parçalayıp onu oracıkta öldüresim geldi ama debelenmekten küfürler söylemekten başka bir şey yapamadım. Fermuarı çekti üstümü kapattı. Beni sürükleye sürükleye taşıdı bir yere kadar. Ayağıma bir şey bağladı ve denize attı beni. O bağladığı şey ağırdı ki denizin derinliklerine battım. Korku ve cahillik sarmıştı Salih'i, eminim bizimkiler benden haber alamayınca köye baskın yapacaklar ve bu iki kardeşi bulup olayı kapatacaklardır.
Abimin katilini bulmak için geldiğim köye kardeşinin hapse girmesini engellemeye çalışan başka bir abinin direnciyle karşılaştım ve haklandım.
artık hep karanlık...