12 Ağustos 2014 Salı

"POYRAZ" İçin Kısa Bir Hikaye

POYRAZ “İNTİKAM”

İntikam soğuk yenen bir yemek midir?

Gece vakti bir köy mezarlığında iki adam mezar kazıyordur.  Bir diğer iki adamda ağaç başında biralarını yudumluyorlardır. Kazıcılardan biri kuru kafatası bulur. Bunu ağaç başında ki adamlara doğru atar. Biri kalkıp ayağıyla kafatasına vurur ve onunla oynamaya başlar. Biraz sonra kazıcılardan biri “Burada bir şey yok hadi gidelim artık buradan” der. Ve arabaya binip giderler. Kuru kafatasına vuran kişi gece rüyasına o adamın suretini görür. “Git buradan! Git! Kimsin sen!” diye sayıklayarak gece boyunca uyumaya çalışır. Sabah olduğunda köyün imamının yanında soluğu alır. Bütün olan biteni anlatır.

“Eee ne diyorsun hocam?”
“Allah sizi… Kafatasını dışarıda mı bıraktınız birde?”
“E-evet dışarıdaydı”
“Bilemiyorum şimdi. Lanetlendim mi ne oldu artık”
“Bir çare hocam!”
“Şey aslında bir adam varda…”
“Kim? Müjdat abi mi?”
“Yok evladım, bu işlerden anlayan biri! Çağırırım ama anlaşabilir misiniz bilemiyorum ayrıca ücrette alır”
“Olsun ya çağır sen. Adı ne?”
“Poyraz. Poyraz Gümüşoğlu”

Gece olmuştur. Hoca Poyraz’ı aramış evinde kazıcı ile bekliyorlardır. Birden kapı sert bir şekilde çalınır. Hoca kalkar kapıyı açar. Poyraz’ın elinde yanmamış bir sigara ile duruyordur.

“Selam ihtiyar”
“Aleyküm selam Poyraz. Sigara mı o?”
“Sigarada yakmadım be hoca, benimkisi el tiryakiliği”
“Başka bişi vereyim eline” Poyraz gülümseyerek devam eder.
“Hoca hoca ayıp oluyor ama”
“Tespih oğlum tespih”
“He tamam bak attım sigarayı bıraktım tamam mı girebilir miyim artık. Hem çağırıyor hem kalaylıyor ya”

Hoca içeri alır Poyraz’ı Kazıcıda içeridedir bütün olanları birde Poyraz’a anlatır. Poyraz pür dikkat dinler. Sonlara doğru hoca söze girer.

“Ee si adamın üstünde bir ‘ruh laneti’ var” Poyraz alaya alır.
“’Ruh laneti’ mi? Hocam neler izliyorsun sen televizyonda” kazıcıda söze girer.
“Adam rüyalarıma giriyor, uyuyamıyorum. “Kurtar beni Poyraz abi. Ne kadar para istersen veririm” Poyraz havaya girer.
“Bana mezarlığı göster zavallı kurban. Şu işten kurtaralım seni”
“Bende mi geleceğim” Poyraz bağırarak
“Tabii ki sende geleceksin! Lanet benim mi peşimde” Hoca araya girer
“He bir lanet olduğu konusunda hemfikiriz yani” Poyraz 
“Hocam lütfen”

Kazıcı ile Poyraz yola koyulur. Mezarlığa gelirler. Önden Poyraz girer. Kazıcı biraz geriden ve sessiz bir şekilde yeri gösterir.

“İşte şurası”
“Sen orda kal” der Poyraz ve mezara doğru ilerler.
“Kafatası nerde”
“Şuraya bir yere vurmuştum ama”

Poyraz etrafa bakar ve biraz sonra bulur.Kafatasını elinde gezdirir inceler. Kafatasını sol eline alır sağ eliyle cebinden taşlı, sarı renkli bir yüzük çıkartır.Parmağına takar. Kafatasını sağ eline alır havaya kaldırır iki öksürür ve inanmazsınız şöyle der…

“OLMAK YADA OLMAMAK, İŞTE BÜTÜN MESELE BU!” Ve birden kafatasından etrafa ışıklar saçılır ve ruhani bir vücut görülür. Ve ruh konuşmaya çalışır.

“Bana yardım et! Kafatasını yerine koy! Bana yardım et!”

Poyraz, adamı birden diğer eliyle tutar ve ruh kaybolur, kafatası sol elinde kalır. Kazıcı olanları görünce bayılır.
Poyraz “Tamam seni yerine koyalım”

Kafatasını mezara koyup. Üstünü kürekle kapatır. Birde dua okur. Gider adamı alır arabaya bindirir. Günün ilk ışıklarıyla beraber kendisini otagara bırakır. Hala baygın olan adamın cüzdanından yol parasını alır ve İstanbul’a geri döner.  

***


Bir hafta sonra Poyraz Taksim Gezi Parkı’nda çayını yudumluyordur. Ofisine gidemiyordur çünkü artık kirasını ödeyemiyordur. Manzarayı izlerken telefonu çalar. Arayan kişi eşinin kendisini aldatıp aldatmadığı öğrenmek isteyen bir kadındır. Poyraz yanlış numara deyip telefonu kapatır. Çünkü Poyraz dedektifliği boyunca böyle bir çok telefon almıştır fakat hiç bu işlere bakmamıştır. Çünkü yeni işin parasından önce heyecanına bakar. Pekte normal görünmeyen işlere baktığı için adı şehir efsanesi dedektifine çıkmıştır. O ise bu lakaptan pek hoşlanmaz. Telefonu tekrar çalar. Arayan Selahattin komiseridir. Poyraz’ın babasının Denizli’den arkadaşıdır. İstanbul’da cinayet büro amirliği yapar.

“Alo Selahattin komserim nasılsın?....İyilik, bende tam seni arayacaktım... He yok yeni iş almadım da. Öyle hatırını sormak için... Tamam fazla tehlikeli işlere bulaşmam. Söz veremiyorum tabii de...Tamam tamam hadi sonra görüşürüz”

Poyraz’ın babası Denizli’den İstanbul’a gelirken ortadan kaybolmuş bir komiserdir. Poyraz da babasını aramaya karar vermiştir fakat bulamamıştır. Zaten babasını ararken dedektif olup çıkmıştır. Ama fazla bilgiye ulaşamamıştır. Pek yanlarına uğramasa da Annesi ve kardeşi de İstanbul’da yaşar. Kimine göre delidir Poyraz. Kimine göre ise kurtarıcı. Pekte insanların saygısını kazanmış değildir. Ama onunda bir iki sağlam dostu vardır bu hayatta. İşte o dostlarından biri olan Sinek arar. Sinek kendi çapında bir çete lideridir. Sokakta ki her olaydan, her sinek vızıltısından haberi olduğu için ona Sinek derler. Kolları İstanbul’ un dört bir yanına ulaşır, birçok kişiyi tanır ama buna rağmen çok yalnızdır.

“Efendim Sinek”
“Acilen buluşmamız lazım!”
“Nerdesin?”

Poyraz hızla atlar otobüse Sefaköy’ e yola koyulur. 1 buçuk saat sonra ulaşır Sinek’in yanına. Sinek hiç olmadığı kadar telaşlıdır.

“Nerde kaldın lan?”
“Anca geldim ne oldu?”
“Peşimde bir adam var. Beni öldürmek istiyor.”
“Hayret seni öldürmek isteyen biri mi var”
“Dalga geçme ulan. Adamın kim olduğunu biliyorum. Yirmi sene öncesinde babası ile beraber dört kişi ortaktık. Sonra onu satmak zorunda kaldık. Hapse düştü orda da öldü. Şimdi oğlu çıktı, eski ortakları aradım hepside yakın zamanlarda öldürülmüş. Bana da bunu mektubu yollamış pezevenk!”

Mektupta ‘Babamın günahlarını çekmeye hazır ol’ yazıyordur.

“İntikamcı bir çocuk, polise gittin mi?”
“Poyraz, neyin kafasını yaşıyorsun sen! Ne iş yaptığımı bilmiyormuş gibi konuşma ne polisi?”
“Seni öldürmek isteyen bir adamı durdurmamı mı istiyorsun?. O kadar adamın var onlar korur seni”
“Ulan kal işte amına yardım et! İlla acayip işlerle uğraşacaksın he”
“Tamam tamam yardım edeceğim, koca sinek örümcek ağına düşmekten korkuyor.”

Poyraz zor durumda ki Sinek’i korumayı kabul eder. Halbuki sokağa giren çıkandan haberi olan bir adamı kendi mahallesinde nasıl öldürebilirsin oda ayrı bir konu. Poyraz’ ın aklına bir şey gelir.

“Peki bu mektup nasıl ulaştı sana”
“Onu bir adamım getirdi gazetenin içinden çıkmış.
“Hagi adamın? Sinek adamlarına seslenir.
“Eyüp’ü çağırın bana.Saçları boya gibi olan çocuğu.
Poyraz Eyüp’ü sorgular.

“Evet Eyüp efendi. Başlayalı iki ay olmuş. Neden girdin bu kirli işlere?”
“Sadece mektubu buldum diye beni sorguya mı çekiyorsun”
“Sadece soruma cevap ver, Eyüp”
“Bir daha alabilir miyim soruyu?”
“Dikkat problemin mi var”
“Dikkatimi önemsediğim şeylere veriyorum” Ortam gerilir. Artık Poyraz’ da sorgu başında önemsemediği bu kişiye gözlerini dikmiştir. Kısa bir bakışmaların ardından Poyraz devam eder.

“Mektup. Onu nerde nasıl buldun. Getiren kişiyi gördün mü?”
“Sabah kapı nöbeti bendeydi. Motorlu bir adam önümüzde durup gazete fırlattı. Yeni olduğum için dedim herhalde gazeteci böyle getiriyor gazeteleri. Gazeteyi yerden alırken içinden mektup düştü.”
“Plaka bakmadın bile tabii”
“Tabii ki”
“Motor nasıl bir şeydi?”
“Bildiğin pizzacı motoru”
“Pekala Eyüp şimdilik bu kadar. Seni hiç gözüm tutmadı”
“Bende seni öyle fötr şapkaya filan görünce hiç ciddiye almadım. Dedim hatta böyle dedektif mi olur.”
“Beni bende ciddiye almıyorum merak etme!” Poyraz ayağa kalkar çıkarken.
“Saçlarının rengi boya mı?”
“Hayır ya ne boyası herkeste aynı şeyi soruyor.”

***

Ertesi gün Poyraz mektubu bir falcıya götürür. Aslında cadı olan bir falcıya. Cadı insanların gelecekleri hakkında bilgiler vererek geçimini sağlıyordur. Kendisine cadı denmesinden de hoşlanmaz. Birisinin falına bakarken Poyraz sessizce girer içeri. Cadının ve müşterisinin gözleri kapalıdır.

“Evet görüyorum. Dedeni görüyorum. Şimdi sorabilirsin sor ona”
“Dede, merhaba dede. Paraları nereye gömdün çabuk söyle he nereye gömdün” Poyraz’da diplerine kadar girer onlara bakar ve söze girer.

“Dedenin hatırını sormadan altınları mı soruyorsun!” ikisi birden irkilir ve gözlerini açarlar.

“Aman yarabbi, dede sen misin dedemin gençliği mi bu! Falcı bir şey yap” Falcı sadece ‘off’ çekip başını öne eğer. Poyraz
“He deden deden. Kalk şuradan çaparım şimdi.” Adam bembeyaz suratla çeker gider. Poyraz cadının karşısına oturur.

“Ne yapıyorsun cadı?”
“Bana cadı deme gözlerini oyarım senin. Gelmeden önce haber ver demedim mi ben sana kaç kere! Ne işin var burada”
“Sakin yahu. Özledim senide ondan geldim.”
“Ay nasıl yalan. Seni çözmek için gözlerine bakmak yeterli.”
“Bence gözlerime bakmak yetmemiş. İyi baksaydın farklı bir durumda olabilirdik.” Poyraz yavaşça cadının ellerini tutar sonra cadı ellerini çeker. 
“Ne istiyorsun?”
“Hiç ya şu mektup hakkında biraz bilgi. Ne görebilirsen”

Cadı mektubu alır. Yavaşça bakar. Gözlerini kapatır. Kimin yazdığını kimin ellerinde dolaştığını görür.

“Bunu yazan acı ve öfke sahibi biri. Sarı-Sarı bir saçı var. Sonra senin sinek’in eline ulaşmış. Sonrada sana.”
“Motorsikletli bir adam yok mu?”
“Hayır.”
“Nasıl olur, motorsikletli bir adam Sinek’in kapısının önüne atıyor. Adamın biride mektubu sineğe veriyor.” 
“Yok hayır. Mektubu Sinek’e verenle yazan aynı kişi.” Poyraz için zaman bir an durur.
“Hassiktir, Eyüp!  

***

Bu sırada Sinek’in mekanında herkes vurulmuştur. Silah seslerini duyan diğer adamları da içeri giremiyorlardır. Sinek’in ağzı burnu kan içinde elleri bağlı karşısında Eyüp elinde silah ile ona bakıyordur.

“Yolun sonuna geldin Sinek. Yada Sezayi Arif mi desem. Şairci bir adın var.”
“Öldür beni evlat”
“Nasıl sattınız baba mı? Nasıl verdiniz kararı. Siz bu yola beraber çıkmadınız mı?”
“Sen babanı ne kadar tanıyorsun?”
“Sizin yüzünüzden çok az”
“İyi dinle o zaman. Eski ortaklarla verdiğimiz karar ile babanı biz öldürdük. Yaptık çünkü baban polisti. Aramıza girip bilgi topluyordu.”
“Polis mi?”
“Haberin yok tabii. Ya o ölecekti yada biz hapsi boylayacaktık. Poyraz’a da hapiste öldü diye yalan söyledim hatta”

Poyraz’da bu sıra evin önüne gelmiştir. Sinek’in adamları dışarıdadır. Neler olup bittiğini sorar. Onlarda Eyüp’ün Sinek’i rehin aldığını kapılarında kilitli olduğunu söylerler. Mahallelide Sinek’i tanıdığından kimse polisleri aramamıştır. Eyüp’te duydukları karşısında şoke olur. Sinek’te ellerini çözmeye çalışır. Bu sırada Poyraz’da karşı apartmanın tepesine çıkar.

“Polis oğluymuşum. Hem de şehit bir polis oğlu. Babamı hayal mayel hatırlıyorum ben be. ”

Der silahı Sinek’e doğrultur. Bu sırada Poyraz’da karşı apartmanın tepesindedir. Onların olduğu pencereyi görür ve birden karşıdan karşıya atlar. Cam çerçeve kırılır. Hem sinek hem Eyüp neye uğradığını şaşırır. Eyüp silahı düşürür. Sinek ellerini kurtarır. Yerdeki silahı alır. Eyüp’e doğrultur. Eyüp Poyraz’a bağırır.

“POYRAZ POYRAZ, BUNLAR POLİS ÖLDÜRDÜ! POYRAZ” Sinek korkar ama Poyraz yüzü koyun yatıyordur tepki veremez çünkü düştüğü yerde bayılmıştır. Sinek gülümser. Eyüp sessizce 

“Elbet bir gün her şeyi öğrenir” der Sinek Eyüp’ü vurur.

***

Sinek hastanede Poyraz’ı ziyaret eder.

“Nerdeyse geç kalıyordum seni kurtarmak için”
“Ben zaten ellerimi çözmüştüm”
“Oradan hiç öyle gözükmüyordu”
“Bir gün bu işler yüzünden öleceksin he”
“Olsun geriye birkaç iyi dostum kalır. Ayrıca babamı bulmadan ölemem”
 



SON

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder