21 Mart 2013 Perşembe

Özgür Ülkem

Kundaktaki bebekleri öldüren kişi hakkında, tv kanallarında "sayın" diye bahsedilmesine mani olunamayan, o derece özgür bir ülkedeyiz biz!

20 Mart 2013 Çarşamba

Kapı Aralandı

Az önce "Çanakkale Yolun Sonu" filminden çıktım eve gelip epeydir aklımda olan konuyu yazmak istedim. Öncelikle film hakkında naçizane yorumumu beyan edeyim. Film güzel bir giriş sahnesi ve onunla beraber devam eden güzel bir jenerik ile başlıyor. Gürkan Uygun, iyi ki Kurtlar Vadisi' ni bırakmış dedirtti bana. Çünkü sinemamız artık yeni bir oyuncu kazanmış oldu. En başta izlerken o gözler ölüm kokuyor adeta, Memati' yi görüyorsun gözlerinde. Ama film ilerledikçe Memati' yi değilde, aile reisi Muhsin' i izliyorsun. Umarım daha çok sinemada devam eder ve daha çok izleriz Gürkan Uygun'u. Film çatışma sahneleriyle, prodüksiyonu ile hiçte sırıtmıyor. Bize Çanakkale filmini bir belgesel gibi de anlatmıyor. Bu bir savaş filmi. Aksiyonu, dramı yerinde ve yeterli. Filmin yine başlarında kumandanın, mektup mu yoksa anısını mı yazdığı bir bölüm vardı, o bölümde söylediği sözler çok çarpıcı. "Biz sadece İngilizler'le savaştığımızı sanıyorduk ama bütün bir ulus üzerimize geliyor" tek hatırlayabildiğim bu cümle. Film güzel gidin görün. Pişman olmazsınız. He birde film bitimi bir anda oluyor. Keşke öyle bitmeseydi.

Gelelim yazmak istediğim yazıya. "Fetih 1453" çekildiğinde beğenip "işte bu, yapabildik sonunda" diyenlerde oldu hiç beğenmeyip gülenler de. Ben Fetih 1453' ü Türk sinemasına kapıyı açan film olarak görüyorum. Hangi kapı derseniz büyük prodüksiyonlu, efektli filmlerin kapısı. Fetih 1453 sadece bir başlangıçtı ve büyük iş yaptı. Bundan sonra artık yapımcılar korkak davranmayacaklar. İştahları kabardı. Ellerini taşın altına koyacaklar ve koyuyorlar da. Ben artık Amerikan' ın tarihini anlatan filmleri izlemek istemiyorum, kendi tarihimizi anlatan filmleri izlemek istiyorum. Ve böyle filmler gelmeye başladı. İnsanlar çeşit çeşit tabii herkesin beğenisini karşılayamazsın. Bundan beş - on sene önce hiç Çanakkale Savaşı' nı anlatan filmimiz yok deniyordu. Artık var. Umarım sinemamız adına her zaman daha güzel filmler izleriz.
             

17 Mart 2013 Pazar

EN İYİ ARKADAŞIM EVLENİYOR!

İnsanın bu dünyada kaç tane en iyi arkadaşı olur bilmem ama benim bir tane var(dı). En iyi arkadaştan kastımı açıklayayım da diğer arkadaşlarım alınmasın.
Benim en iyi arkadaşım, hayallerimin yoldaşıdır, aynı şeye inandığımız, aklımdakini hissedendir, en iyi arkadaşım Şener Şen'i filmimizde nasıl oynatmayı düşünürken geyiğin dibine vurabilendir, benim en iyi arkadaşım doğum günümü kutlayacağı yerde komik şeyler yazandır, geceleri uzunca sohbet edip dertleştiğimdir, aynı yerde işe girip aynı anda kaçma planı yapıp kaçtığımdır, kızlar konusunda en sır tutanı destek olanıdır, film çekimlerinde aynı şeyi düşündüğümüz ve ayrı düşmemizdir, beni her durumda anlayandır, ailesi beni oğlu gibi sevendir, insanın ortağım diyebileceği birisi olmasıdır, ortak dönercimiz olmasıdır, sahip olduklarımızın ve eşyalarımızın birbirimizden daha değerli olmamasıdır, köyümde seve seve ağırladığım, bisikletle köpeklerden kaçarken gülebildiğimizdir, aradığımda açmayandır,
Böyledir yani. Birbirimize asla kanka demezdik çünkü kankanın kan kardeşler arasında olduğunu bilirdik. Aynı lisede olup bana uyduğun için teşekkürler ortak. Beraber aynı yolda yürüyüp maceralara koşacaktık ama bu ben askere gitmeden önce öyleydi. Çünkü o bu yaz Allah kısmet ederse evlenecek. Bu haberi ben askerdeyken onu aradığımda öğrendim. Hatta muhabbet şöyleydi;

-Alo ne yapıyorsun ?
-(Kızın adını söyler de ben yazmayayım) Kız'dayım
-Kız' da ne yapıyorsun?
- Nişanlanıyoruz ?
-Ohaa!

Tepkimin "oha" olmasının sebebi bana hiç böyle bir (nişandan) olaydan bahsetmemiş olmasıydı. Bunu duyduğumda inanın onun adına çok mutlu oldum ve çok sevindim. Asker arkadaşlarıma bahsetmiştim, onlara o gün cips, kola filan almıştım hatta. (Bilmeyenler için bu askerde çok mutlu bir andır) Ama ortağım artık benimle macera kaldıracak durumda değil. Aile babası olacak kolay mı? Evine bakması lazım. Sorumlulukları arttı. Bu yüzden işe güce verdi kendisini. Şuan durum bu olduğu için en doğru olanı yapıyor. Bende en iyi arkadaş sorumluluğumu yerine getirip onun şahidi olacağım. Bundan sonrası ise ona mutluluklar demekten başka seçeneğim yok. Birbirimize olan son görev ise ya o benden önce yapacak yada ben ondan önce, buna Allah karar verecek...

Ortağım Cem'e....      

13 Mart 2013 Çarşamba

Unutmak

Geçen "Lo Imposible" diye bir film izledim. Film 2004’te Hint Okyanusu’n da ki tsunamide,  Tayland' da  hayatta kalmayı başaran bir ailenin gerçek hikayesini anlatıyordu. Filmi izlerken çok etkilendim. Duygularım kabardı. İliklerime kadar hissettim hissettiklerini. Aklıma 1999 depremi geldi.
Ben o depremde annem ve babamla Sakarya' daydık. Ben uyuyamayıp ailemi de uyutmamıştım. Tamda o sıralarda adını sonradan öğrenip hiç unutmayacağımız şey oldu, deprem.Yarı uyanık ailem ile hemen dışarı çıktık. Korkuyorduk, evimiz çok şükür yıkılmamıştı. Hatırladığım kadarıyla, dışarıdaki saksılar devrilmişti, evin yeri çatlamıştı. Sabaha kadar bekledik. Sonra bize yakında oturan biri geldi. Onun evi tahtadandı ve biraz yüksekti aşağı merdivenle iniyordu. Söylediğine göre evin ön tarafı çökmüştü atlayarak çıkmış evden. Bizimde iyi olduğumuzu öğrenince gitti. Sabah olunca köydeki diğer komşulara bakmaya gittik. Tek hatırladığım Arkadaşımın eviydi. İki katlı evin duvarları çökmüştü. Gecede onlarda kalmıştık çadırda. Sonra Köyün ortasında oturan yakın bir komşumuza gittik onlarında evi sağlamdı. Onlarda kaldık. İstanbul' da ablam vardı. Ondan ve akrabalardan haber alamıyorduk. Telefonlar çalışmıyordu. Televizyonda İstanbul görüntüleri içler acısıydı.Yıkılan binalar, çaresizlik ve belirsizlik beni ağlamaya sevketti. Çocuk ben korkuyordum. Sonrası ulaştık galiba hafızamda çünkü koca bir atlama var. İstanbul' da eve geldiğimizde insanlar bahçelerde yatıyordu. Ağabey askerde olduğundan depremi yaşamadı. "Sesimi duyan var mı?" cümlesi iç burkar. Birlik beraberliği anımsar insan.
Bu günlere geldiğimizde ise yılda bir aklımıza gelen acı bir olay olarak kaldı.Önlemler alındı mı sorusu o gün sorulur ertesi gün unutulur. Bazı zamanlarda sinema toplumun hafızasını canlı tutmak, medyada unutturmak için varlığına devam ediyor. Bir şeylerin olabilmesi için insanların ölmesi gerekmiyor!
Size şu linki vereyim. Ben sonuna kadar izleyemedim.
"Deprem belgeseli" "Her enkaz başında bir doğum sahnesi canlanıyordu adeta"
          

5 Mart 2013 Salı

Kayboluş

Biraz gelecek düşünüyor insan. Hayaller zaman geçtikçe ulaşamayınca iyice uzaklaşıyor. Hayat size seçenekler sunar siz o seçeneklere göre kaderinizi şekillendirirsiniz, ben buna inanırım. Hayatımın setlerde geçmesini istiyorum ama maalesef öyle bir iş bulamadım. Dediğim gibi zaman geçiyor ve bir şeyler yapamıyorum. İstediğim işi yapmak istiyorum ama ulaşamıyorum. Eğer başka (sinema ile alakası olmayan) bir iş yaparsam hayallerim bitecekmiş gibi oluyor. Ve bu beni belkide hayatımın sonuna kadar mutsuz bir insan yapacak. Bana inananlar, onları hayal kırıklığına uğratmak üzer biraz ama onlar çabuk atlatır belki. "Bıraktım bu işi demek acı verir bana, hemde çok!" İnancın kırılması.

Henüz okuldan ayrıldığım için "pişmanım" demedim. Ayrıldım iş hayatıyla karşılaştım. Güzel bir dokuz aydı oradan da ayrılıp tiyatro ile (lisede karşılaşmıştım) iyice haşır neşir oldum. Sahnelere çıktım arkadaşlıklar edindim ama yerimin orası olmadığını biliyordum oradan da ayrıldık. "Seçimler" yaptım yani! Sinemaya adadım kendimi ben çabaladıkça karaya vuran balık gibi bir türlü atamadım kendimi denize.
Perdede filmimi izlemek istedim sevenlerimle çok mu şey istedim, galiba... Galiba artık hayatın sert yüzüyle karşılaşıyorum. Kaybediyorum, ama yinede her şeye rağmen şükürler olsun!


işte böyle bir şey