2 Temmuz 2013 Salı

O Biçim Fantastik!

2009 yılında çekmek istediğim fantastik filmin, geçmişi yazdığım bir hikayeydi bu. Tabii ki çekemedik. Öyle duruyordu çekemediğim projeler arasında. Bari biraz daha genişletip, hikayeleştirip sizlere sunayım dedim. Bir şey beklediğimden değil yani. Çünkü siz daha okumadan bu ne os*rukran bir hikâyeymiş dediğinizi duyuyorum. Toplamı sekiz sayfa bölmedim o yüzden bir çırpıda okuyun. Okurken arkada şu çalsın havaya sokar bari. 
  
İla-Nik: Birinci Hükümdar
Mandar: İkinci Hükümdar
Tarus: Üçüncü Hükümdar
Mandar' ın oğlu Karudi: Dördüncü Hükümdar
Zaruk: Beşinci Hükümdar 

HÜKÜMDARLIK DESTANI

   Her şey savaşla başladı.
Bu adada İnsanlar, Santizanlar, Yaratıklar, Beyaz Devler, ve daha bir sürü ırk, hepside ‘Hüküm’ sürebilmek için birbirleri ile savaştılar. Savaşın nasıl ve neden başladığını hatırlayan yoktu. Sanki onlar bu büyük adaya aynı anda indiler ve savaşmaya başladılar. Ama söylentilere göre aslında ilk insanlar vardı. Adanın ilk hükümdarı İnsanların olduğu söylenir. Ama bunu destekleyen ne bir tarihçiye nede bir belgeye rastlanmamıştır. İlk  savaş seksen yedi yıl sürdü.  Bu savaş yıllar sonra “Uzun Savaş” olarak geçecekti tarihte. Ateşkesler yapıldı. Bu ateşkesler sayesinde iki yıl kan akmadı. Bazı ırklar savaştan kaçtı. Yaratıklar bölündü. Sessizlik sürerken, İnsanlar Beyaz Devlerle anlaşma sağladı. Ateşkes daha bozulmadan savaşçı Santizan’ lara saldırdılar. Bu beklenmedik hamle sonrası Santizanlar şaşırmıştı ama onlar çok güçlüydüler ve bu hain saldırıyı geri püskürttüler. Bu savaş sırasında Devlerin kralı öldürülünce Devler İnsanlarla anlaşmayı bozup geri döndüler. Partizan bunun üzerine İnsanların üzerine tüm gücüyle saldırdı ve onları yok etti. Savaştan kaçan insanlar ortalıktan kayboldu. Ve bu zaferi duyan diğer ırklar Partizan’dan  çekinmeye başladı. Böyle olunca, bu rastalı soluk suratlı Partizanlar tarihin ilk Hükümdarı olmuş oldular.
  Partizanlar lideri ise “İla-Nik” ti. Partizanlar kendilerine karşı gelen ırklarla savaşmaya devam etti. Bu yüzden bazı ırklar yok olup gitti. Bazıları ise onların kudretini kabul etti. Ama gücü elinde bulunduran İla-Nik’ in gözünü kan bürümüştü. Adeta kendisini Tanrı olarak görüyordu. Her tarafı yakıp yok etti. Topraklarını genişletti.  Gaddardı, kan istiyordu. Yıllarca savaştı. Artık diğer ırklar Santizanlar’ dan iyice nefret etmeye başlamıştı. Hatta bu bazı ırklar arasında ittifaka neden oldu.  Ve bir gün İla-Nik’ in ordusu savaştayken kendisini bulunduğu kampa çok sayıda “Karatüh ” adı verilen kurt görünümlü yaratıklar saldırdı. Karatühler o gün orada İla-Nik’ in kafasını kopardı.  Ve doksanlı yaşlarında İla-Nik hükmü son bulmuş oldu.
  Santizan’ ların hemen yeni lider seçmeleri gerekiyordu çünkü fırsattan istifade diğer ırklar Santizan’ ları yıkmak için saldırabilirlerdi. Ve ikinci hükümdar atmış bir yaşında ki Mandar oldu.  Tam bir lider ve otoriterdi. Özel güçlere sahipti Mandar. Bu Santizan ırkında nadiren görünen eğitilmesi gerekilen bir şeydi. Mandar bunun üzerine özel savaşçılar yetiştirmeye başladı. Özel yetenekleri olan kişiler tespit edilip ve eğitilerek daha da güçlendirilecekti. Ve bunlar ‘Hükümdar Savaşçıları’ olarak kabul edildi.  Bunların dışında ordusunun da eğitimini değiştirdi. Emir komuta zincirini sağlamlaştırdı. Ve ilk işleri Kara Tüh’ leri bulup yok etmek oldu. Mandar, adayı şekillendirmeye başladı. Savaşlar yavaş yavaş son buluyordu. Ve bir gün kendi yasalarını halkına sundu.
  Diğer ırklardan ‘Nuyonlar’ adanın en narin, en barışçıl canlıları oldukları için savaştan uzak bir yerde perilerle beraber yaşamaya başladılar. “Zalles” ler tek tük her yerdeydiler yine. Santizanlar neredeyse korku salıp savaşları bir bakıma önlemişti. Santizanların saldırısından sonra toparlanamayan İnsan ırkı, sürgün hayatı yaşıyorlardı. Hiçbir ırk kabul etmiyordu onları. Kendi içlerinde bir kamp kurup yaşamaya başladılar. Mandar büyüklüğünü ırklara göstermek için düzenli geziler yapmaya başladı. Her şey iyi giderken birde oğlu oldu. Oğluna Karudi ismini verdi. Karudi’ nin savaşla pek arası yoktu. Eğitimlerini hep aksatırdı. Yirmili yaşlarında bir gün babası ve askerleri ile gezerken insanların kamplarına uğradılar. Karudi burada bir kız görüp çok beğendi. Mandar’ ın yasalarına göre başka bir ırkla evlenmek yasaktı. Ama buna rağmen babasına onu istediğini söyledi. Mandar bu söze çok kızmıştı ve herkesin ortasında oğluna çok sert bir tokat attı. Eve döndüklerinde Karudi babasına bir yandan kızıyor diğer yandan da kızı düşünüyordu. Yıllar geçti Mandar yüz iki yaşında hastalığa yakalanıp öldü. Yasalarına göre ölünce yerine oğlu geçmesi gerekiyordu ama ölmeden önce Karudi’ nin daha toy olduğu için yerine bir savaşçısı geçmesini istedi. Ve başa özel olarak yetiştirdiği savaşçıların en iyisi ‘Tarus’ geçti. Ve Tarus 3. Hükümdar olmuş oldu.
  Karudi ise babasının ölümüne seviniyordu. Çünkü insanlardan sevdiği kız ile birlikte olabilecekti. Cenazeden bir hafta sonra o kız ile gizlice evlendi. Bir kız bir erkek çocukları oldu. Kız çocuğunu insanların köyüne yolladı. Erkek çocuğu kendi aralarında gizlice yetiştirdi. Birkaç yıl sonra Tarus’ un adamları Karudi’ nin bir insanla evlendiğini hatta çocuğu olduğunu öğrendi. Tarus büyük bir öfkeyle Karudi’ nin odasına girdi. Karudi Tarus’ un baskısına dayanamayıp her şeyi itiraf etti. Tarus ise çocuğunu ve eşini öldürmesini gerektiğini söyledi. Karudi çok sinirlendi o anda onu öldürmek istedi ama Tarus’ a gücü yetmeyeceğini biliyordu yinede ona hançeri ile saldırdı. Tarus kolay bir hamleyle bıçağı elinden aldı ve ona dediğini yapmazsa kendisinin gerekeni yapacağını söyledi ve odadan çıktı. Karudi düşünmeye başladı. Eşini seviyordu onu öldüremezdi. Tarus’ tan kurtulması gerekiyordu. Günler sonra Karudi Tarus’ u yemeğine zehir koydurup onu öldürdü. Bütün halk, askerler inanamadı bu duruma. Ve yasa gereği Karudi 4. Hükümdar oldu.
 Tarus’ un Hükümdarlığı dört yıl sürebildi. Karudi Hükümdar olunca, bir ailede ilk kez iki Hükümdar olmuş oldu. Karudi annesine bir insanla evlendiğini söyledi. Annesi böyle bir şey olamaz diye karşı çıktı. Birkaç gün sonra bir gece annesiyle bu olay yüzünden çok kötü tartıştılar. Ve o gecenin sabahında annesi hayatta değildi. Karudi’ nin annesi ölmüştü. Ve Biranda Hükümdarlığa gelen Karudi, halkın tepkisine yol açtı. Ölümlerden onun sorumlu olduğunu onu Hükümdarlığa yakışmadığını ve babasından(Mandar) zayıf olduğunu söylediler. Bu söylentiler tüm adaya yayıldı. Ve daha önce hiç savaş görmeyen “Hükümdar Karudi” tekrar savaş çağını başlatmış oldu. Çünkü Hükümdarın zayıf olduğu duyulmuştu. Bu diğer ırkların iştahını kabartıyordu. Hükümdarlık kendilerine geçebilirdi. Yıllar sonra ilk teşebbüs yapıldı. Görünüşleri kaplanı andıran güçlü “Bulaq” ırkı ile sürüngen Zallesler ittifak halinde Karudi’ nin askerlerine meydan okudu. Bu savaşta Karudi  otuzlarındaydı. Savaş bitiminde kendisi elli çocuğu yetişkin çağına gelmişti. Bulaq ırkı sayılarının azalmasıyla geri çekildi. Santizanların ise Hükümdarlıklarını ellerinde tuttular ama kayıp çoktu dört bine yakın askeri ölmüştü. En çok suçlanan isim ise yanlış savaş stratejileri yapan Karudi oldu. Başa geçen en genç ama en kötü Hükümdar olarak bilinmeye başlandı. Karudi’ nin yarı Santizan yarı İnsan olan oğlunun adı Sabran’ dı. Sabram savaşla yatıp savaşla kalkıyordu. Hükümdar Savaşçılarının lideri olan Zaruk Sabran’ a savaşçı olmayı öğretiyordu. Sabran iyi bir öğrenciydi. Ama zayıf noktası, yarı insan olmasıydı. Bu onu tam olarak güçlü kılamıyordu. Yirmi altı yaşına geldiğinde savaş stratejisi üretmeye başladı. Savaş sadece saldırmak değildi. Düşmanın zayıf noktalarını öğrenip ona göre planlı programlı saldırmak ve en az zararla işi bitirmekti. Sabran’ ın yanında kalıp askerlerin yaşantılarını psikolojilerinin nasıl olduğunu anlamaya çalıştı.
  Zaruk, Hükümdarı Karudi’ ye Sabran’ın çok iyi bir asker olabileceğini söylüyordu. Ama bu onun umrunda değildi. Oğluyla ve eşiyle ilgisi azalmıştı Karudi’ nin. Sabran savaş eğitimlerini aldırmayı sürdürdü. Bu arada süren savaşlar güçlü Sanzitan kalesi geçilemeyince düşmanları yılıyordu. Bir yıl Zaruk ve Sabran beraber takıldılar. Zaruk adeta Sabran’a babalık yapıyordu. İleride neler yapabilecekleri kafasında planlamaya başlamıştı Sabran. Zaruk bir gün Sabran ile dolaşırken annesini gördü. Zaruk annesini de çağırıp gezmeye devam ettiler. Bunları gezerken gören bir asker gördüklerini gidip Karudi’ ye anlattı. Karudi üçünün birlikte olmasına çok sinirlendi. Akşam olunca eve dönen eşine ‘Bugün neredeydin’ diye sordu. Eşi ise ‘Sensiz bir günün ne kadar güzel olduğunu görmeye gittim’  diye sert bir cevap verdi. Bitkin haldeki Karudi öfkeyle yerinden kalkıp eşine doğru yürüdü ve ona vurmaya başladı. Karudi eşine hakaretler savuruyordu. Yorulana kadar dövdü eşini. Bu olay farklı söylentiler şeklinde halka kadar ulaştı. Halk Karudi’ den nefret etmeye devam etti. Karudi ise çılgına döndü. Yıllarca sevdiği eşini astırdı. Akli dengesini kaybetmişti artık. Annesini öldürdüğü gün geldi aklına. Bu olay üzerine Sabran babasıyla tartıştı. Ve Zaruk' un yanına gitti. Karudi ise tüm bunların sorumlusunu Zaruk'un olduğunu düşündü ve ölüm emrini verdi. Ve ayrı yeten elli kişilik bir asker ordusu kurdurdu. Onlara “İnsan”lara saldırıp, genç ve güzel kızlarını kendisine getirmelerini emrini verdi. Hepsiyle ilişkiye girdi. İlişkiye girdiklerinin arasında yıllar önce köye yollattığı kızı da vardı. Bundan ne Karudi’ nin nede kızın haberi oldu. Sonra ilişkiye girdikleri kızları açtırdığı bir çukura attırıp açlıktan ölmelerini izlemeye başladı. Psikolojisi iyice bozulan Karudi hiçbir şeyi umursamıyordu. Sabran ve Zaruk ölüm ilanlarının çıktığını duyunca topraklarından ayrıldılar. Bir mağarada sığındılar. Günlerce durumlarına bir çözüm bulmaya çalıştılar. Sabran babasını öldürmeyi düşündü ama onu öldürürse yasayı çiğnemiş olacaktı. Ertesi gün Zaruk Sabran’ a “Ben bir Hükümdar Savaşçısıyım, o yüzden Hükümdarın ailesine bağlıyım ve aileden kimseyi öldüremem bu ölümcül bir suç. Sende babanı Hükümdarken öldürmezsin çünkü Mandar’ın yasasına göre babadan oğla geçen Hükümdarlıkta, oğul babayı öldürürse, Hükümdar olamaz. Böyle bir durumda Savaşçıların başı yani ben, Hükümdar olurum. Ayrıca babayı öldüren oğul öldürülür ama diyeceğim o ki sen istersen babanı öldürebilirsin” dedi Zaruk. Hükümdar olmak gibi bir niyetinin olmadığını eğer onun hükümdar olursa yanında saygıyla yer alabileceğini söyledi. Sabran şaşırmıştı ve kabul etti. Başka şansının olmadığını biliyordu. Babasını öldürecekti. Ama Karudi’ nin sadık ‘Hükümdar Savaşçıları’ Sabran’ a izin vermeyeceklerdi. O yüzden Zaruk Santizan topraklarına geri dönüp savaşçılarla gizli bir görüşme yaptı. Karudi kimse tarafından sevilmiyordu, bu konuda hepsi hemfikirdi. Uzun konuşmalar ve hesaplar doğrultusunda bir sonuca varıldı. Karudi gidip Sabran’ a anlaşmayı şöyle anlattı “baban ile sana olası kavganızda kimse karışmayacak” yani baba oğul arasında hayatta kalan Hükümdardır dediler. Sabran kendi işini kendi halledecekti. Ertesi sabah yola çıkmak için hazırlandılar. Tam bu sırada Zaruk Sabran’ a ‘Eğer olurda ölürsem oğlumu bir hükümdar savaşçısı olmasını sağla” dedi. Sabran kabul etti ve yola koyuldular. Sabran ve Zaruk atlarıyla hızlı bir şekilde topraklarına geri döndü. Sabran dörtnala saraya girdi. Babası Karudi tahtta bitkin bir şekilde oturuyordu. Sabran kılıcını çıkarttı ve yanına doğru ilerlemeye devam etti tam bu sırada sütunların arasından biranda on beş  Hükümdar Savaşçısı ortaya çıktı. Zaruk Sabran’ ın arkasında kaldı. Hepsi kılıçlarını Sabran’ a doğrulttu. Sabran şaşırmıştı. Karudi oğluna bakarak ‘Salak! Beni öldürebileceğini mi sandın’ dedi Sabran şaşırmıştı. Zaruk savaşçılarına “Öldürün!” dedi. Savaşçılar kılıçlarını birden indirdi. Sabran bunu karşısında gülümsedi. Tam babasına doğru bir adım atacaktı ki sırtına bir kılıç saplandı! Bunu yapan Zaruk’ tu. Arkadan yaklaşarak kulağına “Merak etme hayallerimizi ben gerçekleştireceğim” dedi ve kılıcı çıkarttı. Sabran ileri birkaç adım attı konuşamıyordu. En güvendiği kişi tarafından ihanete uğramıştı. Dizlerinin üzerine düştü ve yere kapaklandı. Karudi’ nin kılı bile kımıldamamıştı. “Aferin” dedi Zaruk’a. “Onu zayıf yapan hep yarı insan olmasıydı” Ama Zaruk’ un cevabı sertti “Peki sizi zayıf yapan neydi efendim! Korkak olmanız mı?!” dedi. Karudi şaşırmıştı bu cevaba ve hemen sonrasında odadaki savaşçılar Karudi’ yi kılıçtan geçirdiler. Zaruk’ un içi nefret ve üzüntüyle doluydu. Çünkü anlaşma buydu. Bunu Sabran’ a söyleyemezdi. Yarı insan olması güvenlerini kaybettiriyordu Sabran’ a karşı o yüzden onunda ölmesi gerekti.  
   Böylece Karudi atmış bir yaşında Hükümdar Savaşçıları tarafından öldürüldü. Halk büyük bir sevinçle karşıladı bu ölümü. Ama halka bunu oğlunun yaptığını söyledi ve yasa gereği Hükümdar babasını öldüren oğul, öldürüldü. Herkese Sabran’ ın ülkesi için kendisini feda ettiği sandı. Nihayetinde Zaruk 5. Hükümdar olmuş oldu.
  Karısıyla ve oğluyla saraya çıktı. Akıllı ve doğru adımlar atmaya başladı. Sabran ile bir hayalleri vardı. Onları yavaş yavaş hayata geçirdi. Yönetim şeklini değiştiriyordu. Adanın bugüne kadar görüp görebileceği en kalabalık ve en güçlü ordusunu kurdu. Özel güçlere sahip olan Hükümdar Savaşçıların sayısı yetmişe yükseldi. Karudi’ nin ilgilenmediği ordusu yenilendi. Tam donanımlı iyi yetişmiş bir ordu kuruldu. Başlarına ‘Tesass’ adında bir General getirdi. Karudi’ye karşı yapılan savaş Zaruk’ un gelmesiyle son buldu. Bu sefer Santizanlar adadaki diğer ırklara karşı büyük savaşı başlatmış oldu. Aslında bu savaş değil medeniyetin ilk adımlarıydı. Çünkü Zaruk’ un bir planı vardı. Barış. Büyük ordusuyla adaya yayıldı. Şartlarını dile getirdi. Kimseyi öldürmek zorunda olmadığını sınırlar doğrultusunda herkesin bir arada yaşayabileceğini söyledi. Adayı dört şehre bölecek. Dördüne de başkanlar adayıp şehirleri onlar yönetecekti. Irklar SS lere kazançlarının %30 unu verecekti. Bu altındı. Bir şey almak için birisini ölmesi gerekmiyordu. Ticaret olacaktı artık. Hükümdarın işçileri altın kazıyorlardı. Ve her anlamda Altın Çağı başlamış oldu. Ama Santizan’ a güvenmeyen onların himayesinde kalmak istemeyenlerde oldu. Savaşlar yapıldı. Adanın ortasında bir yere dışlanan İnsanlar ve bazı Santizan ları sevmeyen ırklar bulundu. Çok az ırk karşı çıktı bu uygulamaya. Ama uzak köylerde yaşayan isyancılar türemeye başladı. Bunların sayısı dört bini buldu. Ve Sartizan’ a meydan okudular. Zaruk düşmanını hafife alacak olacak ki yedi bin kişilik ordu yolladı. Ve savaşı kaybetti. İsyancıları çözememişti. Yeniden bir birlik yolladı ama isyancıları bulamadılar. Zaruk planlarını gerçekleştirmeye başladı, adanın kuzeyinde kalan yere Bayta ismini verdi. İsyancılar orada oldukları için orası suç bölgesi olarak kabul edildi. Oranın kuzey batısında büyük sisli orman vardı. Oraya giren geri gelemediği için kimse ormanın diğer ucunda ne olduğunu bilmiyordu. Adanın batısında kalan bölgeye Doma ismini verdi. Burası da Pazar bölgesi olarak anıldı. Burada her şey satılabilirdi. Hemen yan taraflarının deniz olmasına rağmen sadece balık avlayabiliyorlardı. Denizin öteki tarafını merak ediyorlardı fakat açılamıyorlardı. Çünkü büyük deniz canavarı İsmah onları korkutuyordu. Adanın güneyinde kalan yeşilin ve güzel bir ormanın olduğu bölgeye de Lasitii adını verdi. Burası çoğunluğunun Nuyon’ ların yaşadığı bir şehir oldu. Adanın en huzurlu yeri ilan edildi. Ama en solunda ki yer çok tehlikeli bir ateş deniziydi. Ateşin nereden geldiğini kimse çözemedi. Adanın güneyinde kalan bölgeye Cahha adını koydu. Bu bölgede kendisi yaşıyordu. Sarayını güzelleştirdi. Halkı rahatlattı. Artık ırklar etrafta daha rahat dolaşıyorlardı. Kimse birbirini görünce korkmuyordu. Zaruk ada için bir kurtarıcı oldu. Karudi’ nin yaptıklarını çabuk unutturdu. Ama Zaruk bu düzeni oturtmak için çok uzun zaman çalıştı. Yetmiş altı yaşına geldi. Bir devrim yaratmıştı adeta. Otuz iki yıl süren bir devrim. Kimse böyle bir şey hayal edemezken o asla kolay kolay yıkılamayacak bir ordu,ırklar arasında barış, halka ticaret imkanı verdi. Zaruk bu çalışmalar sırasında oğlu ‘Gri’ Hükümdar Savaşçıları arasına girdi.  Seksen yaşından artık rahat bir Hükümdarlık sürdürüyordu. Ama kafasında hala onun için soru işaretleri vardı. Sisli ormanın diğer tarafında ne vardı, İsyancılar tekrar savaşı başlatabilir miydiler. Günler geçti bir gün askerlerine İsmah deniz canavarını öldürmelerin emrini verdi. Ama nafile askerlerin gücü ona yetmedi. Bu sefer savaşçılarıyla beraber gitmeye karar verdi. Ama Tessas Zaruk’ a kıyıda beklemesini için ısrar etti. Ona bir şey olmasını istemiyorlardı. Zaruk karada kaldı.  Atmış Hükümdar Savaşçısı İsmah’ ı alt edebilmek için denize açıldılar. Ama İsmah yenilmedi. Büyük ve hızlıydı. Adeta adadan ayrılmalarına engel oluyordu. Bir gün tekrar açıldıklarında İsmah bir gemiyi parçaladı, gemideki bir parçayı ağzıyla karada bekleyenlere fırlattı bunların arasında Zaruk’ta vardı!. Ağır bir darbeye maruz kalan Zaruk’ un belden aşağısı felçli kaldı. Maalesef merakını bedelini çok ağır ödemişti. Halkı iyileşmesi mümkün olmasa da sarayın önünde her gün iyi haberlerin geleceğini beklediler. Hükümdarlarına sevgilerini göstermek için adını haykırdılar. Zaruk bu süre içinde sadece Gri ve Tessas ile görüşüyordu. Gri çok güçlü bir savaşçı oldu ve Zaruk ona neredeyse tam yetki verdi. Zaruk ölürse yeni Hükümdar Gri olacaktı. Doktorların fazla zamanı olmadığını söyledikleri Zaruk beşinci yılını doldurdu. Ve bu beş yıllık süreçte hiç savaş yaşanmadı, sadece İsyancılar suç şehri Bayta’ nın başkanını suikaste uğrattılar. Bayta da ki tedbirler arttı. Ama İsyancılar hala yaşıyor. Zaruk’ ta öyle.


Son

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder