Eşimin arkadaşı vardı İzmir'de ve onun evinde konakladık. Ara ara sıkan, bunaltan, yağmurlu havalar eşliğinde İzmir sokaklarında gezdik durduk. 2 saat yağan yağmurda oldu, sıcaktan bunalıp gezemediğimiz de! Onun dışında bol bol fotoğraflar çektik, sokak lezzetlerini tattık. Sığacık'ta bir pazara denk geldik. İnsanlar kendi yaptıkları börekler, tatlılar, içli köfteler, reçeller, süs eşyalarını sergiliyorlardı.. Gezemediğimiz çok yer vardır elbette ama yine de keyfini çıkardık. Çoğu görülmesi gereken yerde araba ile gidilecek mesafede. Bizde anca bir otobüs, metro, oradan minibüs oradan tekrar minibüs filan gittik bazı yerlere! Otobüslerin içinde bizim İstanbul' da ki gibi hangi durakta olduğunu gösteren bir ekran yok. Dışarıda ki otobüs duraklarına bakıp gidelim desek de ya göremiyoruz ya da bazı otobüs duraklarında isimler yok. Eski binalar var çok fazla otobüsler öyle, gelişmesine izin verilmemiş bir şehir. Gençlik Alsancak sahilinde keyifleri yerinde. Kızlarağası Hanı gezilesi çok sevilesi bir yer. İzmir deyim yerindeyse küçük İstanbul.
Atatürk Müzesini gezdik ve etkilendik. Zamanın İran Şahı da gelip Atatürk ile bu yerde kalmışlar. Küçük bir belgesel de mevcut içinde. Gidince görülesi kaçırılmaması gereken bir yer. Bir müze olarak da İnciraltı'n da yer alan Deniz Müzesini de gezdik. Belli gruplar toplandıktan sonra görevli mi bir asker arkadaşımız mı olduğunu bilmediğim kılavuz sayesinde Ege Fırkateyni ve Pirireis Denizaltını gezdik. Fırkatey de derine indikçe bana sıkıntı geldi. Bazı bölümler havasız olunca kendi kendime "kendine gel" dedim içimden. Klimalı bölümlere gelince sıkıntım azaldı. Bunlar aklınızda olsun ama gidin görün. Bir adam torunuyla gelmişti o geziyorsa o yaşta bize bir şey olmaz.
Günler geçti beşinci günün sonunda dönme zamanı gelmişti. Kalıp yerleşilir mi yerleşilir. Tek derdim ulaşım olurdu. İstanbul ile kıyaslamamak lazım ama metrobüsü aradım millet. Tekrar görüşmek üzere İzmir. Eski müdürüm Şafak Bey(abi), lafçılıkta yenemediğim Burcu (ayrıca sevgili Şaşmaz kardeşler), evinde kangal besleyen Ayşenur ve Mustafa ve yarimin her yerini yiyen medeniyetsiz sinekler sizleri de unutmadım selam olsun.
He bu arada İstanbul' a gelince de ne aradım biliyor musunuz kahvaltıda yediğimiz boyozları!
Atatürk Müzesini gezdik ve etkilendik. Zamanın İran Şahı da gelip Atatürk ile bu yerde kalmışlar. Küçük bir belgesel de mevcut içinde. Gidince görülesi kaçırılmaması gereken bir yer. Bir müze olarak da İnciraltı'n da yer alan Deniz Müzesini de gezdik. Belli gruplar toplandıktan sonra görevli mi bir asker arkadaşımız mı olduğunu bilmediğim kılavuz sayesinde Ege Fırkateyni ve Pirireis Denizaltını gezdik. Fırkatey de derine indikçe bana sıkıntı geldi. Bazı bölümler havasız olunca kendi kendime "kendine gel" dedim içimden. Klimalı bölümlere gelince sıkıntım azaldı. Bunlar aklınızda olsun ama gidin görün. Bir adam torunuyla gelmişti o geziyorsa o yaşta bize bir şey olmaz.
Günler geçti beşinci günün sonunda dönme zamanı gelmişti. Kalıp yerleşilir mi yerleşilir. Tek derdim ulaşım olurdu. İstanbul ile kıyaslamamak lazım ama metrobüsü aradım millet. Tekrar görüşmek üzere İzmir. Eski müdürüm Şafak Bey(abi), lafçılıkta yenemediğim Burcu (ayrıca sevgili Şaşmaz kardeşler), evinde kangal besleyen Ayşenur ve Mustafa ve yarimin her yerini yiyen medeniyetsiz sinekler sizleri de unutmadım selam olsun.
He bu arada İstanbul' a gelince de ne aradım biliyor musunuz kahvaltıda yediğimiz boyozları!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder